26 Nisan 2013 Cuma

Karar Perdesi STOP.





Karar Perdesi

Yıl 2013.  Batı’ya bir posta güvercini uçursak; bak , bakın , haber et neler oluyor diye. fazla sürmez üç gün sonra telgraf geliverir! Elde kalmış tek sosyal-ilişki alanı olan, gökdelen asansörleri de zapdedilmiş Amerika’da, herkes cool apps peşinde STOP. Sarkozy – Merkel  astigmatı Avrupa, yakını hala göremiyor STOP. Türkiye iyice, ağırlaşan günahlarını inceltmek için hep birlikte dua ediyor STOP. Güneş, gözü çapaklı da olsa doğudan yükseliyor. STOP.

2 Ocak 2013 Çarşamba

BÜZÜK DİYALOGLARI



31.12.2012 / 23:54

Gelen Kutusu (21)

İç ses: En azından BİR tanesi O’ndan. Hadi! Hadi! Hadi yavrum göreyim seni. Pır pır pır pır pır…

Dış ses: Ama boşuna bekliyordu genç; altın gibi parlayan saçları alnına düşen, gergin ciltli, geniş omuzlu erkek. O’ndan bu yıl da e-posta gelmemişti.

İç ses: L

Dış ses: E zaten geçen yılbaşı da atmamıştı ki! Neyi bekliyordu? O kadar da genç olmayan, saçları da PRP iğnelerinden gür görünen, mezoterapi güzeli erkek!

İç ses: Bir kere onlar vitamin. Doğal takviye şeysi!

Dış ses: Tabii tabii! Ayrıca, konuyu değiştirme. Sen bir sümüksüüüün!

İç ses: Geçmişi şivalandırıyorum. Affediyorum herkesi. Yeni yıla yeni umutlarım var. Yeni bir sevgili felan…

Dış ses: Şiva mı? Şifa olmasın O?

İç ses: Senin başka işin yok mu? Bak Nişantaşı’nda parti falan varmış! Biraz da onların senaryosuna maydonoz olsan!

Dış ses: Ben senin Dış Ses’inim. Benim işim bu bebeğim!

İçimden çıkacak üçüncü bir ele ihtiyacım var! Evet ya! Üçüncü el en güzeli... Hiç olmazsa başımı okşar arada. Bu Dış Ses’le falan olmayacak! Hommmm hommmm

27 Aralık 2012 Perşembe

Boyalı Kuş Cenneti.


Şöhretler alanı kolaydır. Hoyratça, rahat at koşturulur. Azıcık şirazeden çıkıverdiler mi? Hiç endişe etmeden, terliği kabasına kabasına gücünüz yettiğince vurursunuz. Düzelirler. Onları biz var ettik ya– biz doğurduk gibi – eti de kemiği de bizimdir artık. İstersek etlerine ütü bile basarız.

Dokunmanın, rüzgarı arkasına alanın, hatta yan bakanın bile yandığı dönemlerde, hıncınızı bu all time classic şamar oğlanlarımızdan alabilirsiniz. Onlar her zaman medyanın, sosyal paylaşım sitelerinin kabası açık terlik arsızı ünlüleridir. Gel gel gel güzelim. Gel hiç acımıyacak! misali…

Örneğin, en temel insanlık hakkı olarak siyasi konulara girerlerse, özel alanları işgal edilse bile yeni birileri ile görülürlerse, azıcık kafayı çekip, dik bir tweet atarlarsa… hemen koparı verin etlerini.

Onlar medyamızın boyalı kuşlarıdır. Avcı olanlarınız bilir. Göz ilk önce onları seçer ve indirir aşağıya. Bu boyalı kuş cenneti üçe ayrılır:

Samanlıkta uyuyanlar:
En kolay hedef olanlarıdır. Ne deseler kıvılcım olup, yattıkları yer alev alır. Günlerce yangını söndüremezler. Laf aramızda en acıdığım grup bu gruptur. Örnek mi? Tarkaaaaaan, Orhan Pamuk, Beren Saat, Nurgül Yeşilçay, Tolga Karel…

Kafadan Kumandalar: Haberlerini taştan çıkaranlar da denir. Hani eskilerin de dediği gibi, baş ol da soğan başı ol! Hiç farketmez’ciler. Fazıl Say, Gülben Ergen, Demet Akalın, Ertuğrul Özkök, Deniz Akaya…

Yabancı gelinler. Yerli oryantalistler. Katiyen, yerelde neler olup bittiğini anlamazlar. İlişkilerde, kulak memesi eninde derinleşmez. Ajda, Ayşe Arman, Burcu Esmersoy, Elif Şafak, Nişantaşı, Mustafa Sandal…

23 Aralık 2012 Pazar

Yapboz Oyunu / MACROCENTER sevenler derneği. / Nişantaşı





















Her raf jilet gibi. Aromalı Kahveciler’le, Aromasız’cılar (Ki buralarda plain de deniyor) ayrı meydanlarda toplaşmış. Cabernet Sauvignon’cular bi yerde, Cabernet Sauvignon MERLOT’cular başka bölümde. Herkes kendi rafına ait. Ait kalacak! Tercihler arası sessiz hoşgörü/mutabakat. Kafalar karışmasın. Aralar bozulmasın. Yeni nesil sofistike, kendi içindeki ayırımını da taştan çıkarıyor.

Raflar arası uçuşan sepetli kelebekler. Eşeysiz üremiş bana ve elimdeki Tam Yağlı Markasız İnek Peyniri’ne sinir yapmış. Dirsek atıyor… Nereden buldun bunu!!! der gibiler ya da işgilli büzük dingilder. Bilemedim.

Bir an, hala elimle ulaşıp da kapatamadığım bir yerde saklı, düğmeme basılıyor. Her raf başında bağırınasım, kavga çıkarasım var. Sonra aklıma geliyor: Bu dükalıkta öfke kontrolü eğitimi, münazara becerileri eğitimi, NLP , Kişisel gelişim şeyleri eğitimi, Yerelden uzaklaşma eğitimi ve daha nicesi müfredatta seçmesiz / zorunlu ders olarak okutuluyor. Kavga çıkarsam ne çare! Duyan kulak mı kalmış?

Son bir gayret içimdeki ağrıyan yerler, beni omuzumdan tutup eve getiriyor. Elimde kumanda, Televizyon’da HT Life: Cemiyet hayatının seçkin simalarını gösteriyor. Eşi ile katıldığı davette şıklığı ile büyüledi. Tüm bakışları üzerinde topladı. Bu kez yoksullara yardım için bir araya geldiler. Hep birlikte gecenin tadını çıkardılar…

Sonuç: Düğmem gene ON konumunda.

Tamam anladım. Şu an; seyretme madem! gitme madem! diye etime aş ermektesiniz… Ama bu insanların hazırladığı soru kitapcığı hergün işte, bir kafede, restoranda ya da arkadaş gurubunuzda önünüze geçme sınavı diye çıkmıyor mu? Aaa onu da mı tanımıyosun? O markayı bilmiyor musun? Kırmızı Şarabı buz dolabında 5 dakikadan fazla mı serinletiyorsun? Çok asil bir aile! Nasıl tanımazsın?... Bunca soru karşısında hiç olmazsa bir-ikisine cevap vermek lazım. Yoksa insan kendini, Kenan Işık’a çıkmış da ilk soruda elenmiş yarışmacı gibi hissediyor. Bana da yazık.

Tamam! Anlaşıldı. Bugün satürn’le, neptün benim evde ters açı şey etmiş olmalı… ondan biraz böyleyim. Uyu Rasim Uyu. Yarın daha güzel bir gün olacak.