“Seni hiç bir zaman sevmedim! İkimiz
de toyduk, sabiydik o zamanlar. Ne yaptığımızı bilmiyorduk. Cahildik. Sadece aç
nefsimizi kolay yoldan doyurduk. Birbirimizin teninde dolanıp, durduysak,
merakımızdan, yoksulluğumuzdan. Ben tövbe ettim Seyit. Sen de doğru yola dön!”
Burası, artık
içeriye girmemin yasak olduğu bu koca demir kapının ardı: Taş Mektep. Kadir’le
hemen hemen aynı zamanlarda getirilmişiz bu koca irfan yuvasına. İkimiz de
yetimiz. Akrabalarımız, dini kurallara göre yetiştirilmemiz ve yetim kalmış
çocuklar olarak kötü yollara sapmamamız için daha bebek yaşlarda getirip, leyli
bırakmışlar bizi buraya. Kaderimiz daha bebek yaştan birlikte yazılmış bizim.
Buna inandık. Bunu doğru bildik; Kadir ve Seyit. Seyit ve Kadir…
Mektebin soğuk
koridorlarında, yüksek tavanlı yatakhanesinde, dersliklerinde hep birlikte, yan
yana olduk. Biz, Kadir’le birbirimizin sıcağında ısındık. Kur’an-ı Kerim’i
birlikte hatmettik. İlahi aşkı omuz omuza keşfettik. Birbirimize şiirler
yazdık, ilahiler söyledik. Benim omuzum onun, onun ki benim oldu; birbirimize
yaslanarak ağladık… Ben sakinleşebilmeyi Kadir’den öğrendim. Uykumun ara
yerlerinde onun ellerini tuttum. Günü geldiğinde, onun teninde kayboldum. Biz
Kadir’le seviştik, birbirimizin içinde büyüdük… Biz on altı sene hiç
ayrılmadık.
“Ben kendimi ilahi kelama teslim
ettim seyit. Seninle geçmişimin, geleceğimi kirletmesine müsade etmem artık.
Var git! nereden geldiysen oraya dön.”
Buradan
çıkar çıkmaz Kadir’le market açacaktık. Deterjan, süt, yumurta, kaymaklı
yogurt, Kola ve bir de kahve. Kadir kahve içmeyi çok sever. İçemeyeceği kadar
çok kahvesi olsun istedim. Kendini bir kez olsun çok, ama çok zengin hissetsin.
Mutlu olsun. Beni hiç bırakamasın istedim. Yarınım olmasın ki ben kendi
özgürlüğüm için kaçmadım mektepten. Hem birinden sorumlu isen zaten özgür
değilsin ki… Benin özgürlük hayalim hep iki kişilik bir dünya için oldu. Kadir
ve Seyit. Seyit ve Kadir…
Ama hayaller
para ister. Bizim para edecek neyimiz var?
Ben geceleri yüksek duvarlı bu mektepten özgürlük hayalimiz için kaçtım.
Gecenin en aydınlık caddelerinde, şehrin orta yerlerindeki parklarda, yıkık
binaların zemin katlarında, götürüldüğüm gece açık hamamlarda, para edecek tek
şeyimi; bedenimi sattım. Kadir geceleri korkardı bensiz, endişelenirdi “ Nereye
gidiyorsun bu saatte? Ne işler çeviriyorun?” diye sorular sorardı. Zamanla o da
sormaz oldu. Sessizce izlemeye başladı karanlıklara karışmamı… Belki de benden
ilk o zaman vazgeçmeye başlamıştı. Anlayamadım. Ne bilsin karşılıklı keyifle yudumlanacak kahve hayali için
kendimi sattığımı.
“Yaptığın, ahlaksızlıkların en
büyüğü Seyit! Senden sonra benim ne hallere, ne müşkül durumlara düştüğümü hiç
düşündün mü? Polisler beni de sorguya çekerken neler hissettiğimi… Tüm okulun
bana ne gözle baktığını hiç hayal ettin mi? Bana sadece İrfan Hoca sahip çıktı!
Konuştuk. Her şeyi anlattım ona. Anladı beni. Kitaplar verdi, doktor buldu benim
için. Ben artık tedavi oldum Seyit! Onun sayesinde kurtuldum bu illetten. “
“Biz grip
olmadık ki kadir! Biz aşık olduk” diye bağırmak, tekrar ona var güçümle
sarılmak istedim. Suskunluğum onu tekrar görebilmenin heyecanından. O’nu bunca
yıl yalnız bırakmamın suçluluğundan. Yanında olsaydım, yalnız bırakmasaydım, bu
kadar korkmayacaktı Kadirim. Nefret etmeyecekti, ettirilemeyecekti
duygularından… Ben tedbirsizlik ettim. Bir gece yine yirmi liraya anlaştığım
yaşlı adamı mutlu ederken sivil polislere yakalandım. O zaman ortaya çıktı
herşey. Taş Mektep’in kapıları o gece sabaha karşı, sonsuza dek arkamdan kapandı.
Aradan geçen o koskoca dört sene hiç haber alamadım Kadir’den. Kaç kez gizlice
bu demir kapının önünde, kimselere görünmeden Kadir’i beklediğimi bilmiyorum.
Kaç kez burada, tam bu taşın üzerinde sabahladığımı hatırlamıyorum… Sonunda
ulaştım ona. İşte şimdi karşımda. Ama ben konuşamıyorum bile… O koskoca dört
senenin ardından, dilsiz bir gecede Kadir’i dinliyorum.
“İrfan Hoca beni yeğeniyle
nişanlandırdı. İsmi Aysel. Öyle güzel, iyi kalpli bir kız ki… Yakında da düğünümüz
var. Gerçek bir aile kurmak ve huzurlu olmak istiyorum artık. Yolumdan çekil
Seyit. Herşey Allah’tan; bu uyarıyı sen de ciddiye al. Sonu yok bu yolun. “
Birden
sımsıkı sarıldım Kadirime. Tüm diyemediklerimi son bir umut anlatmak için… Kendime
doğru kuvvetle çekip, göğsüne yaslandım. O’nun tek bir kalp atışı, tek bir
dokunuşuna aç kaldığım o koskoca yıllar hatırına arsızca dudaklarına doğru
uzandım. Özlediğim o kadife sıcaklığını gözüm kapalı içime çekmek için öptüm
onu. O an, sadece bir an birbiri için yazılmış iki insanın teslimiyetini arandım
nefesinde.
Kadir tüm
gücüyle itti beni. Geldiğim yer gibi çamurlu, sert bir zemine kapaklandım.
Suratımda patlayan yumrukların, karnıma aldığım tekmelerin acısını hiç ama hiç
tepki vermeden içime içime çekmeye çalıştım. Onun için şu an yine sadece ben
varım diye geçti içimden. Sadece beni düşünüyor. Şu an sadece beni öldürmek
için yaşıyor. Beni. Sadece beni hissediyor.
Kapaklandığım
o koca demir kapının önünde ne kadar bilinçsiz yattığımı bilmiyorum. Kendime
geldiğimde dudaklarımdaki kurumuş kanın tadını alıyorum. Gözümün birini
açamıyorum. Sanki sağ tarafım hiç yok gibi… Zorlukla kalkıyorum çamurların
içinden. Yalnızım. Kadir yok. Demir kapıya yaslanıp, son kez bakıyorum ilahi
aşkımın taş duvarlarına… Dönüp, gidiyorum. Burada, birgün tam da burada
gömülmek için şimdilik Sedum şehrime geri dönüyorum. Yaralanmış tüm bedenim
acıyla, çığlık çığlığa bağırıyor sanki; Seyit ve Kadir. Kadir ve Seyit…
