29 Ağustos 2012 Çarşamba

Ah benim kahve sesli, ince sızım.


“… Uyarılan, fakat yola gelmeyenlerin yağmuru öyle kötü idi ki!”  (Şuara Suresi, 173)


“Seni hiç bir zaman sevmedim! İkimiz de toyduk, sabiydik o zamanlar. Ne yaptığımızı bilmiyorduk. Cahildik. Sadece aç nefsimizi kolay yoldan doyurduk. Birbirimizin teninde dolanıp, durduysak, merakımızdan, yoksulluğumuzdan. Ben tövbe ettim Seyit. Sen de doğru yola dön!”

Burası, artık içeriye girmemin yasak olduğu bu koca demir kapının ardı: Taş Mektep. Kadir’le hemen hemen aynı zamanlarda getirilmişiz bu koca irfan yuvasına. İkimiz de yetimiz. Akrabalarımız, dini kurallara göre yetiştirilmemiz ve yetim kalmış çocuklar olarak kötü yollara sapmamamız için daha bebek yaşlarda getirip, leyli bırakmışlar bizi buraya. Kaderimiz daha bebek yaştan birlikte yazılmış bizim. Buna inandık. Bunu doğru bildik; Kadir ve Seyit. Seyit ve Kadir…

Mektebin soğuk koridorlarında, yüksek tavanlı yatakhanesinde, dersliklerinde hep birlikte, yan yana olduk. Biz, Kadir’le birbirimizin sıcağında ısındık. Kur’an-ı Kerim’i birlikte hatmettik. İlahi aşkı omuz omuza keşfettik. Birbirimize şiirler yazdık, ilahiler söyledik. Benim omuzum onun, onun ki benim oldu; birbirimize yaslanarak ağladık… Ben sakinleşebilmeyi Kadir’den öğrendim. Uykumun ara yerlerinde onun ellerini tuttum. Günü geldiğinde, onun teninde kayboldum. Biz Kadir’le seviştik, birbirimizin içinde büyüdük… Biz on altı sene hiç ayrılmadık.

“Ben kendimi ilahi kelama teslim ettim seyit. Seninle geçmişimin, geleceğimi kirletmesine müsade etmem artık. Var git!  nereden geldiysen oraya dön.”

Buradan çıkar çıkmaz Kadir’le market açacaktık. Deterjan, süt, yumurta, kaymaklı yogurt, Kola ve bir de kahve. Kadir kahve içmeyi çok sever. İçemeyeceği kadar çok kahvesi olsun istedim. Kendini bir kez olsun çok, ama çok zengin hissetsin. Mutlu olsun. Beni hiç bırakamasın istedim. Yarınım olmasın ki ben kendi özgürlüğüm için kaçmadım mektepten. Hem birinden sorumlu isen zaten özgür değilsin ki… Benin özgürlük hayalim hep iki kişilik bir dünya için oldu. Kadir ve Seyit. Seyit ve Kadir…

Ama hayaller para ister. Bizim para edecek neyimiz var?  Ben geceleri yüksek duvarlı bu mektepten özgürlük hayalimiz için kaçtım. Gecenin en aydınlık caddelerinde, şehrin orta yerlerindeki parklarda, yıkık binaların zemin katlarında, götürüldüğüm gece açık hamamlarda, para edecek tek şeyimi; bedenimi sattım. Kadir geceleri korkardı bensiz, endişelenirdi “ Nereye gidiyorsun bu saatte? Ne işler çeviriyorun?” diye sorular sorardı. Zamanla o da sormaz oldu. Sessizce izlemeye başladı karanlıklara karışmamı… Belki de benden ilk o zaman vazgeçmeye başlamıştı. Anlayamadım. Ne bilsin karşılıklı keyifle yudumlanacak kahve hayali için kendimi sattığımı.

“Yaptığın, ahlaksızlıkların en büyüğü Seyit! Senden sonra benim ne hallere, ne müşkül durumlara düştüğümü hiç düşündün mü? Polisler beni de sorguya çekerken neler hissettiğimi… Tüm okulun bana ne gözle baktığını hiç hayal ettin mi? Bana sadece İrfan Hoca sahip çıktı! Konuştuk. Her şeyi anlattım ona. Anladı beni. Kitaplar verdi, doktor buldu benim için. Ben artık tedavi oldum Seyit! Onun sayesinde kurtuldum bu illetten. “

“Biz grip olmadık ki kadir! Biz aşık olduk” diye bağırmak, tekrar ona var güçümle sarılmak istedim. Suskunluğum onu tekrar görebilmenin heyecanından. O’nu bunca yıl yalnız bırakmamın suçluluğundan. Yanında olsaydım, yalnız bırakmasaydım, bu kadar korkmayacaktı Kadirim. Nefret etmeyecekti, ettirilemeyecekti duygularından… Ben tedbirsizlik ettim. Bir gece yine yirmi liraya anlaştığım yaşlı adamı mutlu ederken sivil polislere yakalandım. O zaman ortaya çıktı herşey. Taş Mektep’in kapıları o gece sabaha karşı, sonsuza dek arkamdan kapandı. Aradan geçen o koskoca dört sene hiç haber alamadım Kadir’den. Kaç kez gizlice bu demir kapının önünde, kimselere görünmeden Kadir’i beklediğimi bilmiyorum. Kaç kez burada, tam bu taşın üzerinde sabahladığımı hatırlamıyorum… Sonunda ulaştım ona. İşte şimdi karşımda. Ama ben konuşamıyorum bile… O koskoca dört senenin ardından, dilsiz bir gecede Kadir’i dinliyorum.

“İrfan Hoca beni yeğeniyle nişanlandırdı. İsmi Aysel. Öyle güzel, iyi kalpli bir kız ki… Yakında da düğünümüz var. Gerçek bir aile kurmak ve huzurlu olmak istiyorum artık. Yolumdan çekil Seyit. Herşey Allah’tan; bu uyarıyı sen de ciddiye al. Sonu yok bu yolun. “

Birden sımsıkı sarıldım Kadirime. Tüm diyemediklerimi son bir umut anlatmak için… Kendime doğru kuvvetle çekip, göğsüne yaslandım. O’nun tek bir kalp atışı, tek bir dokunuşuna aç kaldığım o koskoca yıllar hatırına arsızca dudaklarına doğru uzandım. Özlediğim o kadife sıcaklığını gözüm kapalı içime çekmek için öptüm onu. O an, sadece bir an birbiri için yazılmış iki insanın teslimiyetini arandım nefesinde.

Kadir tüm gücüyle itti beni. Geldiğim yer gibi çamurlu, sert bir zemine kapaklandım. Suratımda patlayan yumrukların, karnıma aldığım tekmelerin acısını hiç ama hiç tepki vermeden içime içime çekmeye çalıştım. Onun için şu an yine sadece ben varım diye geçti içimden. Sadece beni düşünüyor. Şu an sadece beni öldürmek için yaşıyor. Beni. Sadece beni hissediyor.

Kapaklandığım o koca demir kapının önünde ne kadar bilinçsiz yattığımı bilmiyorum. Kendime geldiğimde dudaklarımdaki kurumuş kanın tadını alıyorum. Gözümün birini açamıyorum. Sanki sağ tarafım hiç yok gibi… Zorlukla kalkıyorum çamurların içinden. Yalnızım. Kadir yok. Demir kapıya yaslanıp, son kez bakıyorum ilahi aşkımın taş duvarlarına… Dönüp, gidiyorum. Burada, birgün tam da burada gömülmek için şimdilik Sedum şehrime geri dönüyorum. Yaralanmış tüm bedenim acıyla, çığlık çığlığa bağırıyor sanki; Seyit ve Kadir. Kadir ve Seyit…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder