9 Mayıs 2011 Pazartesi

Başlarken


Halvet is. Tenha yerde yalnız kalma. Tenha ve kapalı yer. Hamamlarda bir kurnalı ve yalnız bir kişinin yıkanmasına mahsus yer. Halvet gibi Fazla sıcak. Halvet Olmak İki veya birkaç kişi görüşmek üzere yalnız kalıp, içeriye kimseyi sokmamak.
Ansiklopedik Türkçe Sözlük. 2004, İnkilap Kitabevi

Bazen kendi içimizdeki tenha yere çekilmek isteriz. Bu tenhaya çekilme arzusu hayatın tantanasından duyduğumuz bezginlikten mi yoksa tekrar ileri atılma öncesindeki biriktirme ihtiyacımızdan mı ortaya çıkar? İki şık da ciddiyetle tartışmaya değer bence. İki durumun da kendi içinde geçişleri olduğu gibi tamamen farklı motivlerle ayrı ayrı var olabileceğine de inananlardanım. Benim tüm halvet deneyimlerim daha çok ikinci şıkkı işaretliyor; yeniden meydan okuma öncesi içime içime biriktirme!

Halvete çekilerek yanı başımızda akan hayatın tüm arsızlıklarına, kalabalıklarına kah göz ucuyla utangaç bakar kah merak ederek dört göz seyirci oluruz. Okur, dinler, seyreder, düşünür ve sürekli olarak not ederiz. Gündüz düşlerimize dört elle sarılır daha bir keyifle ve bolca rüyaya yatarız. Öncesiyle tek farkı sessizliğimizdir. Halvet halinde İçeriye içeriye akarsınız. Halet-i ruhiyenizi bozmayacak en fazla 3-5 kişinizi de yanınıza, halvete çekebilirseniz deymeyin keyfinize. Fazla kalabalık olunca oradan da kaçmak isteyeceğinizi bilerek dikkat edersiniz kapınızı çalanlara. Bir başka deyişle halvet; içe doğru çevrilmiş (introspection) araştırmacı gözümüzle kendimizi ve hayatı tekrar seyretme, anlamlandırma pratiğidir. Yeni fikirleri mayalandırdığımız zihin dünyamızdır.

Çok mu boğucu ve iç daraltıcı geldi? Rengi kara sarı, imgesi depresif mi? Haklısınız zaman zaman bana da öyle geliyor. Çünkü halvet, sözlük anlamında da tariflendiği üzere çooook sıcaktır. Ayrıca A. H. Tanpınar’ın da söylediği gibi “ bu içe doğru çevrilmiş göz –halvete çekilme- günah çıkarma kürsülerinin yanında geliştirilmiştir.” Kolay değildir. Yakar.

Yirmi yılı aşkın süredir, her sabah bugün ne olacak merakıyla koştuğum mesleğim reklamcılık sebebiyle çokcana halvete çekildiğim – çekilmek zorunda kaldığım - oldu. Benim işim, sokakdaki insanı var eden kültürü, kat kat zırhladığı özbenini, hayallerini ve peşinden koştuğu ideolojilerini ses çıkarmadan dinlemek, seyretmek; anlamaya çalışmak. Kendi tecrübe ve hislerimi de işin içine katarak gördüğümü ve çok gönüllü olmasam da kendi var oluşumu tekrardan anlamlandırmaya çalışmak... (Biri diğerinin doğal sonucuymuş öğrendim. En öteki diye itilen, kakılan, çemberin ırağına çivilenen insanlarla bile hayatın sıradanlık alanında kolkola girebiliyormuşuz gördüm) Ama asla var olana müdahele etmeyerek sadece gerçeği görmeye çalışmak. Ve yeni, yepyeni, hiç ayak izi değmemiş stratejiler tasarlayarak sorunları çözen parlak, yüksek ses getiren yaratıcı işlerin üretilmesine katkı vermeye çalışmak. 
Böyle yazıldığında ne mühim bir meslek gibi duruyor di mi? Belagat sahibi iletişimcinin gücü işte...

Bu blogu yazmaya, sıkça çekildiğim halvet dönemlerimde biriktirdiğim kadarını sizlerle paylaşmak ve merak ettiklerimle en derin (indept) sohbetlerime tanıklık etmenizi sağlamak amacıyla başlıyorum. Bunu ilk kez duyuyorum. Bu da çok fazla artık! Evet ama...! Hadi oradan! diye diye hayatlarımıza yeni derinlikler getirmek ve hep birlikte değişmek için geliyorum... Bu arada önsöz bölümünün ağır yağda kızarmış içli börek kıvamında olmamasına çok dikkat ettim ama içimden gelen de bu...Umarım keyif alırsınız.

Neden bu blogu hazırlıyorum?
Sadece tek bir bedende yaşıyoruz ve sadece o bedenden doğru bir görüşümüz var; ama uyaran tek bir güzellik ya da acı, farkındalık kapakcıklarımızı kısa süreli açabiliyor ve o mekandaki yerimizi değiştirebiliyor. Küçük ya da büyük değişim de işte bu açıklık anında başlıyor olmalı... Ötekinin güzelliklerini, acılarını, inançlarını, mutlu gün hayallerini anlatmaya, farkındalık kapakcıklarımızı bir anlığına açmaya geliyorum.

Tüm bunların amacı ne?
Derine, daha da derine giden sorularla çemberin dışında gibi görünen, öteki insanların davranış, tutum, inanç ve geçmişten gelen korkularını anlamak. Kendimizinkileriyle yüzleşmek. Bizi bizden ayıran farkların nasıl oluştuğunu ortaya çıkarmaya çalışmak... Ve tüm insanlığın temelde el şıkıştığı sıradanlık alanında hepbirlikte buluşmak. Barış sağlamak.

Bu blogu nasıl hazırlayacağım? Format:
Yüz yüze derinlemesine - Indept Interview- görüşme; tanımsız bir mekanda tanımadığımız duygularımızdan konuşmak. Albümden seçtiğimiz resimlere beraberce bakmak. Gelecekle ilgili birlikte hayaller kurmak...

Tüm bunların ne faydası var?
Yıllar önce (1993) Orhan Oğuz’un bir filmini seyretmiştim. Dönersen Islık Çal.
Beyoğlu'nun arka sokaklarında barmenlik yaparak yaşamını sürdüren bir cüceyle, fahişelik yapan bir travestinin öyküsü. Toplumun dışladığı bu iki marjinal tipin tanışması karanlık ve pis sokakların birinde gerçekleşir. Cüce (Mevlüt Demiryay), iş çıkışı evine dönerken, sokak serserilerinin saldırdığı ve gerçek bir kadın sandığı travestinin (Fikret Kuşkan) hayatını kurtarır. Gerçekte onu kurtaran, cücenin, o tehlikeli sokaklarda ve gecenin karanlığında kendisini korumak için boynunda taşıdığı düdüktür. Düdük seslerini duyan serseriler kaçıştıktan sonra, travestiyi evine alır. Ne var ki, evinde misafir ettiği "kadın"ın aslında bir erkek olduğunu anlayınca büyük bir şaşkınlık geçirir. Ama, yaşamını tek başına, yalnızlığını ise balkonundaki yavru köpeği ve boynundaki düdüğüyle paylaşarak sürdüren cüce ile, başlangıçta iğrendiği, nefret ettiği travestinin arasında duygusal bir dostluk gelişecektir. Bu güzel dostluk ne acıdır ki, o çirkin dünya sonunda onları birbirlerinden ayırana dek sürecektir...
Nasıl yaşadığımız, davranışlarımız, tercihlerimiz… İnsani duygular temelinde kolkola girmemize engel değildir.

·      Yeni anlama biçimleri geliştirmeye çalışmak.
·      “Düşmanlarımızı” daha çok yok etmeye çalıştığımız bir dönemde ezber bozmak.
·      Konvensiyonel algılara çomak sokmak.
·      Tolerans.
·      Ortak paydaların keşfi.
·      Normalleşme...

Ben size tüm dürüstlüğümle halvetimin kapılarını açayım,
siz de bana ve konuklarıma kalbinizi... 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder