10 Mayıs 2011 Salı

Uyusam da büyüsem

Spor yapmak herzaman zor gelmiştir. Eskiden  –çok gençliğimde- hayatımın en önemli yerinde spor vardı ama yıllar geçtikçe uzaklaştım, mesafe koydum sporla arama. Ve hiç bir zaman da tam olarak kapanmadı bu uzaklık. Her seferinde ne mücadele ne mücadele! Bir yanım hadi spor yap diye dürtüklüyor beni diğer yanım aman koyver gitsiiiiin diye daha büyük bir sesle bağırıyor.  Yorucu bir kavga.
Eh her daim seçilmeyi, beğenilmeyi bekleyen – bekleye bekleye solan - insan da olunca dış mihrakların pazarlama tuzaklarına daha kolay  yakalanıyosun. “sürüden ayrılırsan ölürsün!”. “madem iddialısın istemeden tüketmelisin”. Bu hale geldi artık dışarıda kalmanın cezası. Hele hele yaş da geçtikçe iki kat daha artıyor, daha bir tahammül edilmez hale geliyor insanın üzerindeki bu baskı. Eskiden yaş almak rahatlık sanırdım. Değilmiş!




İrrasyonel davranış sahibi bir varlık olarak insanoğluna ithamımdır; Ben, “spor sağlıktır onun için düzenli spor yapıyorum”, “ kendime öz saygımdan dolayı düzenli egzersiz yaparım...” diyenlere pek inanmam. Spor sağlıktır ama sen /ben/biz onun için yapmıyoruz.

Bugünlerde aynı mücadele dönemlerimden birinden daha geçmekteyim.  Telefonda  konuşup ikna olduğum üzere geçen sene üye olup,  3 kereden fazla gidemediğim – gitmediğim- aynı spor salonuna isteksiz ve kafamda binbir kavga yine görüşmeye gittim.  Telefonda fiyat alıp, ödeme planı hakkında anlaştığım, kurumsal satış kızı Tuğçe daha önceden randevulaşmamıza rağmen yerinde yok idi. Eğitime gitmiş! Bu pazarlama dünyasının satış teknikleri eğitimi hiç bitmez... Ne öğreniyolar bunlar sürekli hiç anlamam. Neyse, Yüzündeki ergenlik sivilceleri hala geçmemiş olan balık etli tıknaz  asistan kızımız kelebek gibi degajeme kondu hemen ve Tuğçe’nin dayanılmaz yokluğunu hissettirmemek için bana yardımcı olabileceğini söyledi... Diri vücudumdan, ceylan bakışlarımdan etkilenmiş olmalı...

Üye kabul yerinin rahatsız koltuklarında oturup, sözünde durmayan pazarlama anası Tuğçe’nin etine aşerirken, gözüm salonda koşturan genç ve six pack karınlı spor hocalarına takıldı. Bu durumdan motive olmam lazım di mi?
Zaten niye camekanlı yapmışlar ki satışla, spor yapılan salonun arasını? Hedef kitleyi kıvama getirmek ve kredi kartını masaya daha kolay koydurmak için... Beğendiğim şeyin güzel bir resimden daha fazlası olmadığını, iki sohbetten / oturup, kalktıktan sonra o taş(ra) karınlı adamların ve kadınların atomlarına ayrılmasını isteyeceğimi hemen anladım. Hem bugünlerde libidom da çok düşük. İlkbahar yorgunluğu olabilir. Zaman zaman rahat bir durum olduğunu da itiraf edeyim bu libido yokluğunun.

Neyse Tuğçe olmadığı için ve de işi biraz daha yokuşa sürmek için; “ben yarın yine gelirim” dedim ve ayrıldım o çilehaneden.  Sanırım yarın da gitmeyeceğim.  Diri vücudum daha ne kadar beni idare edecek? Olmadı 1 hafta sonra yine denerim ... Olmadı “çok moda” diye 2 beden büyük T-Shirt giyerim. O da olmadı anti-deprasanımın dozumu artırırım. Medeni Nişantaşı Cumhuriyet’inde çareler tükenmez.
Eve geldim. Kafamdaki kavgadan yorgun düşmüşüm. 2 saat kadar uyumuşum. Bu iyi geldi...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder