9 Mayıs 2011 Pazartesi


Bugün sizi, memleketi Adana’daki ve yaşadığı şehir İstanbul’daki hoyrat kolbastı iklimine başkaldıran birisiyle tanıştıracağım. Transseksüllere karşı var olan kalıplaşmış önyargıların dışında, ezber bozan bir hayat süren ve bunu da heryerde yüksek sesle söyleyebilen cesur birisi Seyhan.
Umarım ben ve benim gibi düşünenler bu cesur insanın hayat hikayesinden birşeyler çıkarırız. Çarenin kaçmak değil, hayatı şişman öfkeleriyle mundar edenlere meydan okumakta olduğunu anlayabiliriz.

Seyhan, ben bu sohbetlere biraz içine doğduğun iklimi anlamak biraz da ısınma olsun diye çocukluktan başlıyorum. Sen nereliyim diyorsun kendine?
Adana’lıyım. Adana’da doğdum. 20-21 yaşıma kadar da Adana’da yaşadım

Senin yaşadığın Adana’yı anlatır mısın biraz?
Ben sevmedim içine doğduğum, büyüdüğüm Adana’yı hiç! Şimdi ailem nedeniyle gidip, geliyorum tabii. Yani eskiye göre seviyorum diyebilirim ama öyle “memleketçi” bir halim hiç olmadı.

Bu enteresan! Ben mesela çocukken nasıl uçsam da kaçsam dediğim memleketim Giresun’u şimdi özlüyorum... Yaş geçtikce, doğduğun toprak çağırıyor gibi.
Yok yok! Benim için öyle bir şey olmuyor gerçekten. Anneannem mesela Malatya’lıdır. Adana’da bir Malatya’lıyla karşılaşsa hemen onu eve alır, yedirir, içirir falan ama ben öyle birisi değilim. Şimdi arada gidiyorum. Gittiğimde de o çarşısının, genel olarak şehrin köhneliği falan beni biraz üzüyor. Küçükken öyle gelmezdi.

Eh küçükken başka bir hafızan yoktu karşılaştırabilecek şimdi İstanbul’da yaşıyorsun.
Yani kültürel olarak o zaman da fark ediyordum ben buraya ait değilim diye ama şimdi daha da net görüyorum... Hiç bir durumda ben orada yapamazmışım. Mesela, ben küçükken ailemle sokağa çıkamazdım. Çok feminendim. Aşırı feminen olduğum için ve eşcinsel camiyanın içine girdikten sonra daha da açık bir hayat yaşamaya başladığım için zorlanıyordum. Ben hep çirkin ördek yavrusuydum. Aslında kuğuydum. Bu arada ben kendimi eşcinsel olarak tanımlamıyorum o zamanlar öyle bir çevrenin içindeydim. Sonra, transseksüel kimliğimle barıştıktan sonra daha rahatladım. Adana’yla olan ilişkimde de şimdi bir sorunum yok. Eskiden durumumdan dolayı dolmuşa, otobüse binemezdim hep taksiyle giderdim heryere ama şimdi sorun yok hem otobüse hem de dolmuşa biniyorum artık. Yani İstanbul’da bile o kadar rahat olamıyorum bir anlamda. Tuhaf değil mi?

Şimdi Adana’dan geçmişin öcünü mü alıyorsun Seyhan?
Yok.

Dur hemen yok deme; İstanbul’da bile dolmuşa, otobüse binmiyorken, niye şimdi Adana’da bu kadar rahatladın? onu merak ediyorum.
Eh İstanbul’da “Ben transeksüelim” diye bağırıyorsun. Bunun verdiği rahatsızlık. Yani İstanbul’da toplumsal sistem kadına böyle davranacaksın, erkeğe şöyle davranacaksın, transeksüel kadına da bunu yapacaksın diyor. Ama Adana’da insanlar benim transseksüel kimliğimin farkına varmıyolar.

Tamam. Adana’da insanlar transeksüel olduğunu anlamadıkları için yani seni biyolojik kadın olarak gördükleri için, sen şimdi orada kendini rahat hissediyorsun.
Evet. Ama şu an burada İstanbul’da da rahatım artık.

Ok ama şunu bir netleştirelim. İstanbul transeksüel nedir biliyor dolayısıyla sana karşı kalıplaşmış bir davranışı var. O da seni rahatsız ediyor. Ama Adana’da böyle bir bilgi sınırlı olduğu için daha güvende hissediyorsun. O zaman Adana’da eşcinsel olmaktan daha rahat bir hayat transseksüel olmak. Ne dersin?
Evet. İstanbul’da bir erkek bana yaklaşırken “Alt tarafı kaç paraysa veririm” zihniyeti var kafasında. Adana’da ise elime dokunabilmek için bile büyük bir çaba sarfediyor. Yani İstanbul’da Heteroseksüel kadına – heteroseksüel demeyi sevmem, biyolojik kadına- yaklaşırken çok çaba harcanır oysa ki transseksüel kadına da sex işçisidir nasıl olsa der ve ona göre davranılır. Adana’da böyle bir kültür olmadığından davranışlarda bir fark yok. Bana da biyolojik kadına nasıl davranıyorsa öyle davranılıyor.

Adana’da kendini daha güvende mi hissediyorsun transeksüel kimliğinle?
E tabii orada o an bir transseksüelin olabileceğini düşünmüyorlar. Bir de klişeleştirdeki bir transseksüel olmadığım için... Annemin arkadaşlarıyla ya da kızkardeşimin arkadaşlarıyla tanışıyorum mesela onlar benim transeksüel olduğumu anlamadıkları halde bazen annem, benim transeksüel olduğumu söylüyor. Buna kızıyorum tabi!

Annene neden kızıyorsun ki Seyhan? Bir şekilde transeksüel olduğunu öğrenmeleri mi seni rahatsız ediyor?
 Ne gerek var işte. Bırak anlamıyorlarsa, anlamasınlar... Niye zorluyosun.

Seni evladı olarak varoluş kimliğinle benimsemeye çalışmasını çok taktir etmek lazım. Bunu aslında komşularına değil de kendine tekrar tekrar açıklıyor olamaz mı?
Evet. Benim çok acılar çektiğimi düşündüler hep. “Biz fark edemedik, senin zor zamanlarında yanında olamadık... Zaten hep babanın sert tutumundan dolayı oldu bunlar. Biz engel olamadık” falan diyorlar.

Suçluluk duygusu. “Bizim hatalarımızdan dolayı böyle oldun” diye düşünüyorlar.
Evet de “ne alaksı var” diyorum ben de.

Bir suçlu bulmak herzaman insanı çok rahatlatır tabii. Sizin ailenin yaramaz kedisi baban mı?
Evet! Kesinlikle. Şimdi daha sakiniz hepimiz. İlk dönemlerde onlar da nasıl davranacağını bilmiyorlardı, ben de. Çözdük bunların hepsini. Bir şekilde ne kadar zor olursa olsun hatta ne kadar imkansız görünürse görünsün mutlaka bir yol bulup, konuşmak, anlaşmak lazım aileyle. Yoksa çok zor oluyor bu kimlikle yaşamak.

Annenle, baban ayrı mı?
Şu an da  beraberler ama ben 15 yaşımdan beri babamla konuşmuyorum. Sebep benim cinsel yönelimim ve babamın buna bakış açısı. Çok dar bir pencereden, “Erkek adam turuncu şort giyer mi?” meselesi.

Babanın bu bakış açısı, “Nasıl olur da benim başıma bu gelebilir?” düşüncesi mi?
Belki. Aileler çocuklarına konduramaz...     
      
Hayır. Aileler aslında kendilerine konduramaz!
Doğrudur belki. Ama Adana’da tiyatro yapardım; orada ki arkadaşlarıma ben eşcinselim dediğimde – bu arada kendimi eşcinsel olarak adlandırmıyorum. Şu an 32 yaşındayım. 32 yıldır transseksüelim. Yani ana rahmine düştüğümden beri.- bana hepsi “Saçmalama sen iyi çocuksun. Eşcinsel olamazsın” dediler. Bu bir heves!. Geçer.” Diye düşünüyorlardı.

Grip gibi birşey ya bu!
Aynen. Oysa arkadaşımla benim cinsel bir paylaşımım yok idi. Arkadaşımdı yani. Kaldı ki ben eşcinsel olmadığım için ve eşcinsellerden cinsel olarak da hoşlanmadığım için böyle bir şeyin imkanı yok. Ailem böyle düşünerek kendilerini rahatlatıyordu... Aileler hep şeyi söyler ya “İşte seni de bilmem kim böyle yaptı.” Sadece eşcinsellik değil her konuda. Hayır kardeşim ne alakası var ben böyleyim. Hep böyleydim. Ben küçükken Allah’a hep: “Allah’ım n’olur ben gece uykumda bir kadın olayım. Hapis olduğum bu erkek bedenimden kurtulayım. Sabaha biyolojik bir kadın olarak uyanayım” diyerek dua ederdim. İşte hani mesela çocuk uyuşturucu kullanır. Aileler hemen “Seni de bilmem kim alıştırdı “ derler. Halbuki ne alakası var.

Hatta çoğu zaman tam tersi aileler çocuklarını uyuşturucudan uzak tutamazlar. Ama bunun cinsel yönelimle bir alakası yok. Uyuşturucu sonradan edinilen sorunlu bir alışkanlık. Cinsel yönelim ise bir varoluş... Bu ikisini ayırmak lazım. Zaten sen de öyle düşünüyorsun anladığım kadarıyla.
Peki Adana’sın ve daha çocuksun. Nasıl fark ettin cinsel yönelimini?
Önce adı yoktu benim için. Daha ilk okula gitmiyordum ve ben kendimi biliyordum. Yani “Ben bir kadınım ama bana bir erkek gibi davranıyorlar” diyordum. Dedim ya hep dua ediyordum. “ Saçım olsun, göğüslerim olsun, vajinam olsun... Olmam gerektiği gibi olayım” diye. Sonra gazeteciler gelsin beni çeksin “Allah tarafından bir gecede kadın oldu” diye yazsınlar ve ailem böylece beni kabul etsin... Şöyle bir saçmalık var ya “Bülent Ersoy’u gördü böyle oldu! Zeki Müren’i seyretti böyle oldu” falan. Yok böyle bir saçmalık. Ben daha ilkokula bile gitmiyordum bunun farkındaydım. Ne Bülent Ersoy bilirdim ne de Zeki Müren.

Aslında buradan tek çıkarmamız gereken şey ailen tarafından kabul edilmek arzun çok fazlaydı. Kendi kimliğinle sevilmek, kabul edilmek diyelim buna.
Ya evet. Aslında ilkokul bitene kadar bir sorun yoktu. En fazla “Kız gibi çocuk” diyorlardı”  ama sonra ortaokula başladığımda hatta ortaokul 1. sınıfın 2. döneminde sorunlar çıkmaya başladı. Erkekler toplanıp, mastürbasyon partisi yapıyorlar. Ben kızlarla okulun yanındaki duvarda sohbet ediyorum falan ya da beden eğitimi dersi kızlarla erkekler ayrı ayrı soyunuyorlar... Ben nereye gideceğim çatışması oralarda başladı. Tuvalete gitmem lazım kızlardan ayrılıp, erkekler tuvaletine girmek zorundayım falan... Orada bu böyle olmamalı diye düşünmeye başladım.

Aşağılamalar da o zaman başladı değil mi?
Tabii. Erkekler bana “top” falan demeye başladı. Gayet iyi bir öğrenciyken birden derslerim bozulmaya başladı. Hayat çok sıkıcı olmaya başladı. Ha şunu bana hiç yapadı kimse; tecavüze, elle tacize hiç uğramadım... Uğrasaydım karşılığını her zaman verecek kadar da cesur hissettim hep. Büyük problem yaratırdım. Ama bu kendi içimde çatışmalar, sorunlar o kadar büyüdü ki liseye gitmeye başladığımda artık dayanamaz hale gelip, lise ikiden terk ettim okulu.

Bu sorunları sende yaratmaları da bir taciz değil mi?
Evet. Ama fiziki anlamda söyledim. Babam Adıyaman’lı. Tatillerde oraya gittiğimizde çok tacize uğrardım. Sürekli “karı gibi” falan derlerdi. Ben de şalvar falan giydiğimi hatırlıyorum. Sırf ben de sizdenim demek için. Halay çekmeye çalışmalar, semah dönmeler falan...

Ya bu Türkiye’nin büyük sorunu galiba. Farklı cinsel yönelimler için özellikle Anadolu’da kendine rol model alabileceğin kimsen yok. “Ya kardeşim ben eşcinselim ya da transseksüelim ama okurum da, çalışırım da, tam da buradayım. Hayatın tam ortasındayım” diyebileceğin ve örnek alabileceğin insanların olamıyor çevrende. Eh o zaman ne yapıyosun ben “Hetero” gibi davranayım da daha az zarar göreyim bari diyorsun. Yani toplum seni ya buradasın ya da “top” sun diye karanlık bir kuyunun içine atıyor. Ne dersin?
Yoo ben çok kolay kabul ettim aslında kimliğimi.”Ben buyum” dediğim anda olay bitmişti benim için. Güçlü bir karakterim var. Mesela şöyle bir örnek vereyim. İstanbul’a ilk geldim – o zamanlar bir otobüs firmasında host ya da hostes ne dersen artık çalışıyordum- bana “ya İstanbul’da bir Beyoğlu’var orada da gay barlar var” dediler. Ben de gittim ve barı bulup eğlenmeye başladım. Kimse de bana “burada yabansıcın” diye bakmadı...

Ya bu başka birşey. Kolay adapte olma kabiliyetin olabilir.Ama büyürken yaşadığın çatışmalardan “ben hiç sıyrık almadım” demen, bana biraz savunma mekanizmanı fazla yormuşun gibi geldi. Okulu bile bırakmanı buna bağladığını söylüyorsun... Şunu söylersen anlaşırız; “Ya evet zordu ama ben o zorlukların üstesinden gelmeyi tek başıma öğrendim.”
Belki... Güçlü bir savunma mekanizmam olduğunu biliyorum. Deşsek altta birsürü şey çıkabilir. Bu olabilir. Çok küçükken o ettiğim dualar falan biraz devam etti ama sonra geçti bu. Bir dönem çok barşık yaşadım diyebilirim. Ama sonra tekrar başladı. Ortaokuldaki erkekler tuvaletine gitme durumunda kalmalar falan. O dönem çok ağırdı işte; “Ben neyim? Bir hata olmuş o da ben de olmuş.Tekim ben” demeler.

Tam da rol modellerin önemi bu noktada ortaya çıkar işte. Bu duygu ağırdır. Dünyanın en ağır yükünü tek başına sırtlanmak durumu. Oysa olumlu örnek alacağın insanların çevrendeki varlığı, bu ağırlığı bu kadar ağır hissetmeyecektin. Şimdi senin, bu durumdaki gençlere olumlu bir örnek teşkil edebileceğin gibi... Gerçi iletişim çağı her konu heryerde ama... Bu arada Seyhan, yapmak istediğim “ Acı var mı? Acı” diye seni deşmek değil. Düzgün anlamaya çalışıyorum. Anladın sen beni.
Meme protezimi yaptıracakken, arkadaşlarımın istisnasız hepsi bana “Ay başta çok zorlanacaksın. Alışmakta zorluk çekeceksin. Öne doğru düşüyormuş gibi olacaksın, ağırlık yapacak.” falan dediler. Hiç öyle bir şeyim olmadı. Ameliyat bitti evime geldim. Arkadaşlarım ziyaretime geldi ben onlara servisimi yaptım... Neyse ne işte. Bir olumsuz ya da olumlu duygum da yoktu.

Seyhan duygularından korkuyor musun? Sen de ne sevinç, ne üzüntü, ne öfke hiç bir sinyal alamıyor insan. Seninle bu sohbeti yapmak için ilk tanıştığımızda da elini uzatışından, konuşmandan... “Kapalıyız” diye açık sinyaller veriyordun. Çok koruma halindesin kendini. Benim yani dış dünyanın sana bir zarar verebileceğimizden mi çekiniyorsun?
Genelim bu değildir. Ama belli bir kesime böyle davranabiliyorum haklısın. Kodlamalarımla ilgili birşey bu... Sana baktım ve gördüğüm şey sanki kendimi korumam lazım gibi bir duygu yarattı bende. Cool’sun, fazla samimi olmaya gelemiyorsun gibi... Ben de öyle davrandım sana. Yani karşımdakileri iyice seyredip, ona göre davranış geliştiriyorum.

Tehlikelere açık bir gruptan olduğun için mi acaba? Yani müzisyen olmak gibi birşey hangi kalabalığa ne çalman gerektiğini mi öğrendin zamanla?
Tabii. Savunma ihtiyacı benimki. Gardımı almak... Ama bir taraftan da İstanbul hayatımın en güvenli dönemindeyim şu anda. Düşünsene transseksüelsen mutlaka sex işçisisin. Başka başka bir durum olabileceği gelmiyor insanların aklına. Ben hiç sex işçiliği yapmadım. Yapmayı da düşünmedim. Yapıma da ters zaten. Ben emeğimle oyunculuk yapıyorum, sivil toplum örgütlerinde idari görevler alıyorum... Sahne şovlarım var falan. Bu durumu anlamıyor insanlar. Ben transeksüel kimliğimdeysem illa sex işçiliği mi yapmam lazım? Çalışıyorum, vergi veriyorum. Hayatımı sıradan bir insan gibi kendi var olduğum kimliğimde yaşıyorum. Ama bu kalıp yargılar biz transseksüelleri zorluyor ister istemez. Mesela İngilizce kursuna gitmek istedim ve gittim. Eh orada kimler olacak? Bana nasıl, hangi gözle bakacaklar? Bununla ister istemez kendi içinde savaşmak durumundasın.

Nasıl bakıyorlar?
Çok normal. Hiç bir rahatsız edici şey duymadım. Herkes dersinde, ödevinde. Ama her zaman böyle değil ki. Biz istediğimiz restorana gidemeyiz mesela. Oturup, bir yemek, bir kahve içemeyiz herkes gibi. Almazlar bizi o mekanlara. Çok ağır bir duygu bu. En nefret ettiğim de “Sizlere saygımız var ama alamayız” riyakarlığı...Bir arkadaşım gelse Adana’dan “ Aaa şu mekan varmış, gazetede okudum. Gidelim mi?” dediğinde ne diyeceğimi bilemiyorum. “Bizi almazlar” da diyemiyorum gururuma yediremiyorum. Zor oluyor işte. Hatta restoran ya da kafelerin önünde içeriye bakarım önce ortada fobik bir durum sezersem “Güzel değil bu mekan. Girmeyelim derim.” . Bu iş bu. Tabii şimdi çok rahatım istediğimi yapıyorum. İstediğim yere gidiyorum ama bunun için zaman ve olgunlaşmam gerekti.

Çok haklısın. 1900’lerin ortalarına kadar Amerika’da zencilere yapılan muamelenin aynısı bu! O filmleri seyrederken “cık cık cık fena diyenler bu muameleyi size yapıyorlar. Ben duygu alıp, vermeden önce karşıyı seyretme ve ona göre duruş alma durumunu şimdi çok daha iyi anladım.
Evet gardımı alıyorum. Savunmaya hazırım kendimi. Eğer rahat bir durum varsa sorun yok ama kötü gözle bakılıyorsam hazırım savaşmaya. Gibi... Kıyafetimle, tavrımla, tarzımla ben farklıyım derim insanlara.

Kabuk bağlıyor insan di mi? Gümbür gümbür akamıyor hayatın içinde. Gerçi kim akabiliyor ki ama sizde somut bir nedene bağlı gibi görünüyor. Eza, ceza görebilirsiniz...
Evet toplumun ortak kodları bizi hep aynı yere koyuyor.
Sen de sürekli “Ben senin bildiğin transseksüellerden değilim.” demek ihtiyacını duyuyorsun.
Aynen.   
        
Peki ben seni bir partiye çağırsam sen de gelsen ne hissedersin ilk başta? Bana kötü söz söylerler! diye mi var sayıyorsun?
Yok hayır. Oralarda rahatımdır.

Peki “Of yavrum memelere bak” deseler?
"Sen kim oluyorsun da benimle böyle konuşuyorsun!" derim. Tavrımı koyarım tabii.

Ben senin bildiğin transseksüellerden değilim mi dersin?
Bilmek ya da bilmemek önemli değil ki Rasim. Kimseye böyle davramanazlar! Davranmamalılar. İşte bunun adı taciz.

Tam da bu nokta çok önemli. Tekrar edelim. Kimseyle böyle konuşamazsın. Bunun adı taciz! Taciz de suçtur...
Evet haksızlığa tahammülüm yok benim. Küçükken babamla annem arasında ki kavgalarda babamın anneme karşı olan kötü muamelesine de tepki koyardım, madur edilmeye tahamülüm yok benim. Günlük hayatımdaki diğer olaylara da tepki koyuyorum. Ben buyum.

Doğduğundan beri sana ait olmayan bir bedende hapis kalarak mağdur olduğunu düşündüğün için mi?
Belki.

“Hayatta tek bir şeyi kontrol edemedim o da doğduğumda ki bedenim ama bundan sonra herşeyi kontrol edeceğim, edebilirim. Mağdur olmayacağım! artık.” duygusu mu?
Eh tabii “transeksüeller niye bu kadar saldırgan” diyorlar. E kardeşim önce siz kendi yaptıklarınıza bir bakın. Dövdünüz, sövdünüz, kullandınız, tecavüz ettiniz, öldürdünüz... Bize her türlü haksız cezayı reva gördünüz. Kim bunca kötülüğü “yarabbi şükür” diye kabul eder ki. Tabii ki kendini savunacak.




Sen oyuncusun. Biraz önce saydığın başka işlerin de var ama kendini oyuncu olarak tarif ediyosun. Gelecekte oyunculukla ilgili hayallerin var mı? Ya da başka gerçekleştirmek istediğin amaçların?
Var evet. Oyuncu olarak çok iyi projelerde var olmak ve kendimi göstermek istiyorum. Ya bir de evim olsun çok istiyoyorum. Olabilirdi. Birden fazla evim olabilirdi. Ben sahnede şov yaptığımda para da kazandım epey ama saçma sapan şeylere harcadım. Evim olsun istiyorum. Mutlu ve huzurlu bir hayat istiyorum işte...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder