10 Temmuz 2012 Salı

Hangi Kapıyı Çalsam! Karşımda Buruk Acı.


Çağdaş iletişim, dönüştürmek istediği insanı fiili ya da zihinsel olarak tartışmaya mutlaka dahil eder. Bu yolla hedeflenen ikna süreci hem daha demokratik olur hem de sonuçları daha kalıcıdır. Propaganda ise retorik (ler) üzerinden anlatır derdini. Bir başka değişle birinde iki ucu açık bir süreç vardır ve mesajı alan da veren de birbirini sürekli besler, büyütür, değiştirir. Diğerinde ise tonu ne kadar yumuşak olursa olsun süreç buyurgandır. Bilgi demostrasyonlarına, jargonlara, mesajı veren kaynağın paradigmalarına göre şekillenir. Daha açık bir ifade ile tepeden inmedir... O nedenledir ki günlük siyasetten, ideolojilere, ticari pazarlamadan, sosyal faydacılığa kadar her  alanda  toplumu dönüştürmek isteyenler bu methodların hangisini kullanacağına ta baştan bir karar vermek zorundadır.
Hiç kuşkusuz II.Dünya savaşından sonra ayrışan ve iki kutuplu hale gelen dünya ve sonrasında başlayan soğuk savaş dönemi bu konudaki temel farkı ortaya koyan en çarpıcı örnektir. Bir tarafta mal ve hizmetlerin özgürce pazarlandığı, insanın ve şirketlerin karşılıklı doymayan –obur- ihtiyaçlarından beslenen kapitalist dünya ve onun giderek büyüyen etki alanı. Diğer tarafta romantik daha sonralara doğru da karikatür hale gelen marksist retoriği ile içine kapanan sosyalist dünya düzeni.
Yani; İnsanı ve onun irrasyonel bilinç altını habire eşeleyip, besleyen kapitalizm, “insanın ihtiyacı olmayan ne çok şey var” diyen sosyalizme karşı...
Mesela, hiç bir eski sosyalist devlet kendini “demir perde” ülkesi diye adlandırmadı... Bu ifade, insandaki zulüm ve baskı imgelerini canlı tutmak ve bu imgeler üzerinden sosyalizmin obur insani arzuların önünde bir engel olduğunun altını çizmek için kapitalist dünya tarafından bulunmuş ikna edici bir iletişim kavramıdır.
Kapitalizm beş parmağında beş kara, her koldan kominizme ve onun temsil ettiği dünya düzenine karşı katılımcı bir iletişim stratejisi uygulamıştır. Sonuçları itibariyle çok da başarılı olmuştur...
Demekki insana rağmen, insanın dahil olmadığı hatta sürecin efendisiymiş gibi gösterilmediği hiç bir ideoloji ya da alışveriş uzun vadede kalıcı olmaz (mış).
CHP’nin de geçmişten getirdiği misyonu nedeniyle içine saplandığı bataklık işte bu. Halka rağmen kendi seçkinler sınıfının vesayetini ve batı merkezli şekilci bir modernite anlayışını insana dayatmaya çalışmak. Retoriklerle milleti-insanı- dönüştürmek için didinmek ve onu hiç bir zaman bu değişim sürecinin merkezine koymaya layık görüp, tarafı haline getirmemek.
CHP, zamanın ruhuna, toplumun değişen ihtiyaçlarına göre kendinde küçük değişiklikler yapmaya çalışsa bile  varoluş reflekslerinden kurtulamıyor. İşte bakın Gitti Deniz, geldi Kemal ne değişti? Türban! (baş örtüsü diyenler de var ama bence bu tam bir LAF-U GÜZAF!) Deniz Baykal önderliğindeki CHP olmaaaaz! İrtica gelir diyordu ama bakın sonra gizli kamerayı örtecek bir türban bile bulamaz hale gelip köşesinde küs böceği oldu oturuyor. Peki Kemal bey ne diyor? “Biz çözecez” nasıl? Acık oradan acık buradan perçem gösterirsin olur biter... Ne manasız bir çıkış! Sokaktaki insana rağmen, insanı kendi vesayetine ve vehimlerine göre zabdurab altına alma çabası. İflah olmaz, demode başöğretmen halleri...
Bence artık CHP’nin ceberrut kuruluş reflekslerinin bir sonucu olan propagandaları bir kenara bırakıp, sokaktaki insanın hak, adalet arayan duygusal bir memeli olduğu gerçeğinin farkına varma zamanı geldi. İnanarak söylüyorum CHP için sokaktaki insanın beklentilerini dillendiren çağdaş bir iletişim süreci başlatma potansiyeli hep var. Tabii üzerindeki, kendine bile fazla gelen ağırlıklardan kurtulması şartıyla. Haa tabiiki CHP’nin siyaseten türbana karşı olma hakkı da var ama bunu mutlak bir gerçek gibi dayatmak yerine muhataplarıyla karşılıklı konuşarak, şeffaf bir iletişim sürecine sokması ve ikna sürecini oradan yönetmesi gerekir. Hem yukarıda da söylediğim gibi bu süreç çok keyiflidir, öğreticidir ve mutlu gün hayalinin kalıcı bir şekilde gerçekleşmesine imkan verir. Hem de alınan sonuç; bu partinin peşinden o ya da bu nedenle giden masum insanları daha fazla mutlu eder.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder