Çağdaş iletişim, dönüştürmek
istediği insanı fiili ya da zihinsel olarak tartışmaya mutlaka dahil eder. Bu
yolla hedeflenen ikna süreci hem daha demokratik olur hem de sonuçları daha
kalıcıdır. Propaganda ise retorik (ler) üzerinden anlatır derdini. Bir başka
değişle birinde iki ucu açık bir süreç vardır ve mesajı alan da veren de
birbirini sürekli besler, büyütür, değiştirir. Diğerinde ise tonu ne kadar
yumuşak olursa olsun süreç buyurgandır. Bilgi demostrasyonlarına, jargonlara,
mesajı veren kaynağın paradigmalarına göre şekillenir. Daha açık bir ifade ile
tepeden inmedir... O nedenledir ki günlük siyasetten, ideolojilere, ticari
pazarlamadan, sosyal faydacılığa kadar her
alanda toplumu dönüştürmek
isteyenler bu methodların hangisini kullanacağına ta baştan bir karar vermek
zorundadır.
Hiç kuşkusuz II.Dünya
savaşından sonra ayrışan ve iki kutuplu hale gelen dünya ve sonrasında başlayan
soğuk savaş dönemi bu konudaki temel farkı ortaya koyan en çarpıcı örnektir.
Bir tarafta mal ve hizmetlerin özgürce pazarlandığı, insanın ve şirketlerin
karşılıklı doymayan –obur- ihtiyaçlarından beslenen kapitalist dünya ve onun
giderek büyüyen etki alanı. Diğer tarafta romantik daha sonralara doğru da
karikatür hale gelen marksist retoriği ile içine kapanan sosyalist dünya düzeni.
Yani; İnsanı ve
onun irrasyonel bilinç altını habire eşeleyip, besleyen kapitalizm, “insanın
ihtiyacı olmayan ne çok şey var” diyen sosyalizme karşı...
Mesela, hiç bir
eski sosyalist devlet kendini “demir perde” ülkesi diye adlandırmadı... Bu
ifade, insandaki zulüm ve baskı imgelerini canlı tutmak ve bu imgeler üzerinden
sosyalizmin obur insani arzuların önünde bir engel olduğunun altını çizmek için
kapitalist dünya tarafından bulunmuş ikna edici bir iletişim kavramıdır.
Kapitalizm beş
parmağında beş kara, her koldan kominizme ve onun temsil ettiği dünya düzenine
karşı katılımcı bir iletişim stratejisi uygulamıştır. Sonuçları itibariyle çok
da başarılı olmuştur...
Demekki insana
rağmen, insanın dahil olmadığı hatta sürecin efendisiymiş gibi gösterilmediği
hiç bir ideoloji ya da alışveriş uzun vadede kalıcı olmaz (mış).
CHP’nin de
geçmişten getirdiği misyonu nedeniyle içine saplandığı bataklık işte bu. Halka
rağmen kendi seçkinler sınıfının vesayetini ve batı merkezli şekilci bir
modernite anlayışını insana dayatmaya çalışmak. Retoriklerle milleti-insanı-
dönüştürmek için didinmek ve onu hiç bir zaman bu değişim sürecinin merkezine
koymaya layık görüp, tarafı haline getirmemek.
CHP, zamanın
ruhuna, toplumun değişen ihtiyaçlarına göre kendinde küçük değişiklikler
yapmaya çalışsa bile varoluş
reflekslerinden kurtulamıyor. İşte bakın Gitti Deniz, geldi Kemal ne değişti?
Türban! (baş örtüsü diyenler de var ama bence bu tam bir LAF-U GÜZAF!) Deniz
Baykal önderliğindeki CHP olmaaaaz! İrtica gelir diyordu ama bakın sonra gizli
kamerayı örtecek bir türban bile bulamaz hale gelip köşesinde küs böceği oldu
oturuyor. Peki Kemal bey ne diyor? “Biz çözecez” nasıl? Acık oradan acık
buradan perçem gösterirsin olur biter... Ne manasız bir çıkış! Sokaktaki insana
rağmen, insanı kendi vesayetine ve vehimlerine göre zabdurab altına alma
çabası. İflah olmaz, demode başöğretmen halleri...
Bence artık
CHP’nin ceberrut kuruluş reflekslerinin bir sonucu olan propagandaları bir
kenara bırakıp, sokaktaki insanın hak, adalet arayan duygusal bir memeli olduğu
gerçeğinin farkına varma zamanı geldi. İnanarak söylüyorum CHP için sokaktaki
insanın beklentilerini dillendiren çağdaş bir iletişim süreci başlatma
potansiyeli hep var. Tabii üzerindeki, kendine bile fazla gelen ağırlıklardan
kurtulması şartıyla. Haa tabiiki CHP’nin siyaseten türbana karşı olma hakkı da
var ama bunu mutlak bir gerçek gibi dayatmak yerine muhataplarıyla karşılıklı
konuşarak, şeffaf bir iletişim sürecine sokması ve ikna sürecini oradan
yönetmesi gerekir. Hem yukarıda da söylediğim gibi bu süreç çok keyiflidir,
öğreticidir ve mutlu gün hayalinin kalıcı bir şekilde gerçekleşmesine imkan
verir. Hem de alınan sonuç; bu partinin peşinden o ya da bu nedenle giden masum insanları
daha fazla mutlu eder.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder