23 Temmuz 2012 Pazartesi

Senden neden korktuk Lale?





Annem çalıştığı için beni, rahmetli anneannem büyüttü. Neler çektirdim kadıncağıza. Şimdi ben de anne olunca anlıyorum; zor işmiş. Kendince meşgaleler üretirdi benim fazla enerjimi zapt edebilmek için. Mesela, haftada en az iki kez Manisa Saray Sineması’nın gündüz matinesine, Türk Filmleri’ni izlemeye giderdik. “Sinemanın hay huyu bu kızı sakinleştiriyor ” derdi hep. Elimizden eksik etmediğimiz çiçek işlemeli mendillerimizle, ne çok ağlardık Lale Belkıs’ın, tüm zamanların en madur kızı Perihan Savaş’a yaptığı türlü kötülüklere… Tüm filmlerde Lale Belkıs’ın kötülüğünün sonu mutlaka hak edilmiş bir ilahi adaletle biterdi. O tecelli anı geldiğinde sinemada bir alkış kopardı ki sormayın! Çıkıp, evimizin yolunu tuttuğumuzda da elimden sıkı sıkıya tutan anneannem, türlü öğütler verirdi burnunu çeke çeke “Orta yoldan ayrılıp, ifrata kaçma kızım!... Sonun Lale gibi olmasın” der dururdu. Benim zihin iklimim 70’lerin Türk filmleriyle mayalanmıştır. Konuşmalarımın Yeşilçam replikleri gibi olduğunu söylerdi arkadaşlarım mesela. O kadar ki sosyal ilişkilerimde bile sevdiklerim Perihan, sevmediklerim Lale şeklinde hizalanırdı zihnimde. Hayat benim için bu iki farklı, yekpare karakterin mücadele alanı gibiydi sanki.

Büyüyüp, serpildim. Gün geçtikçe iyiden iyiye Perihan Savaş’a benzemeye başladığımı söylerdi herkes. Hoşuma giderdi bu. İşletme fakültesi 3. Sınıfında okurken, daha 20 yaşımda Ekrem’le evlilik yaptım. Eşim, uzak bir akrabamızın tıp fakültesini yeni bitirmiş oğullarıydı. Uzaktan uzağa çok beğenirdim bu oğlanı; kısık gaz lambası gibi titrek bakan tatlı gözleri vardı. Azıcık tıknazdı ve konuşurken boncuk boncuk terlerdi ama olsun, o benim Şeref Sözü filmindeki Tarık Akan’ım idi artık… Mutlu bir evlilik hayali kurarak okulumu 3. Sınıfta terk ettim. Tunceli’nin Pertek ilçesine eşimin mecburi hizmeti için gittik. İlk 1 senemiz gayet iyi geçti diyebilirim. Pilavın dibini sürekli tuttursam bile, yemek yapmayı öğrenmeye başlamıştım. Kıyı köşe temizlikte pek hünerliydim. Ekrem’le yeni aldığımız kasetleri dinler, dans ederdik; Ele Güne karşı yapayanlız, böyle de olmaz ki… Bir de, laf aramızda, Perihan Savaş ile Tarık Akan’ın aksine biz sık sık sevişirdik. Ne de olsa 90’lardayız artık, modern bir çağda yaşıyoruz, bazı konularda ifrata kaçılabilir diye düşünürdüm.

Mutlu, mesut yaşarken, evliliğimizin 1. senesinde - ben hamile kaldıktan sonra - ne olduysa oldu; Ekrem yeni yeni huylar çıkardı. Sürekli bana çok kızgın gibiydi. Ne yapsam yaranamıyordum, beni sürekli azarlıyordu. Geceleri eve ya geç ya da hiç gelmiyordu. “Neredesin?” diye sorduğumda “Tunceli’ye merkeze gittik arkadaşlarla” ya da “ambulansla vaka götürdük” diyordu… Yatakta yanına sokulup, bana sarılıp, öpmesini istediğimde çok yorgun olduğunu ve uyumak istediğini söylüyordu. Daha önce birlikte yapıp da zevk aldığımız hiçbirşeyi yapamaz olmuştuk artık. Ekrem’i geri getirmek için bildiğim her yolu denedim; ağladım, alt dudağımı titrettim, “nerede benim o aşık olduğum erkek?”,” ilişkimiz çatırdıyor Ekrem!” başlıklı konuşmalarımı yaptım… Yok!

Bu böyle ben doğum yapıp, kızım ayşe’yi kucağıma alana kadar devam etti. Ayşe doğduktan sonra bir süre eski tatlı hallerine döner gibi olmuştu sanki ama çok uzun sürmedi ve tekrar eski tuhaf Ekrem geri geldi… Dayanamadım artık! İçimdeki kalbi kırık Perihan ortaya çıktı “ben çocuğumu alıp ailemi görmeye Manisa’a gidiyorum. Sen de düşün, taşın, ama bunun böyle gitmeyeceğini bilmeni isterim Ekrem” dedim. Dediğimi de yaptım. “Ayşe’ye dayanamaz mutlaka arar! Hatta arkamızdan gelir bizi almaya” dedim ama haftalar geçti hiç ses yok adamdan. Sonunda gerçeği Ekrem’le birlikte aynı Sağlık ocağında çalışan, Aysel Hemşire’den öğrendim. “Bedbahtım! bu adama ne oldu” diye telefonda sıkıştırırken, Aysel ağzından kaçırıverdi baklayı: Ekrem, sağlık ocağına bizden sonra tayini çıkan bir bayan doktorla gizli aşk yaşıyormuş! Ay ne oldum bunu duyar duymaz biliyor musunuz? Ellerim, ayaklarım buz kesti. Soğuk terler boşaltıp, düşüp oracığa bayılmışım… Günlerce ağladım. Filmlerde görür de inanmazdım, doğruymuş; bir gecede acıyla sütten kesildim.
Ben neye yanayım? Kızımla ortada kaldığıma mı? Kadınlık onurumun çiğnendiğine mi? Okulumu bırakıp, aşkımın peşinden gittiğime mi? Yıkılan mutlu gün hayallerime mi? söyleyin neye!

Kimdi o basit kadın?

Lale Belkıs’ı düşündüm uzun uzun; başkalarının kocasını almak için çevirdiği entirikaları, pençelerini nasıl karşısındakine geçirdiğini… İşte tam o an beynimde bir şimşek çaktı sanki! Ya Lale benim durumumda olsa ne yapardı? Kalktım Perte kaymakamıyla, ilçe sağlık müdürünün arkadaşım olan eşlerine uzun birer mektup döşendim… Anlattım herşeyi; bu yasak ilişkiyi, maduriyetimi, kızımız Ayşe’yi… Yardım rica ettim.

Çok geçmedi 1 ay sonra kapı çalındı ve ekrem “aman ben ettim. Sen etme” diyerek Manisa’daki baba evimin kapısına dayandı. Ayşe’yi öper, beni koklar… Aman da aman. Neyse araya aileler de girince bir müddet sonra barıştık. “O kadın” başka yere tayin istemek zorunda bırakılmış, bizimkine de “git karını al gel, böyle utanmazlıklar hoş karşılanmaz” diye uzun uzun nasihatlar etmişler. Şimdi Lale Belkıs’a iade-i itibar yaptım artık. Makyaj aynamda Perihan’ınkinin altına küçük boy bir resmini bile koydum. Şimdi ne zaman Ekrem kafamı bozsa o resme bakarım…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder