Ben çok iyi kalpliyim ya! İçimde
hiç fesatlık yok ya! Karşımdakine hemen inanıyorum ya! İnsanların gerçek
yüzlerini göremiyorum işte… Hep kazık yiyorum ya da kaybediyorum.
Hayal
kırıklıklarını taştan çıkaran bezgin insanlar, hergün, heryerde. Hatta ince bir
sancı olarak her daim bizzat içimizde/karnımızda: Bir arkadaştan yediğimizi
düşündüğümüz kazıktan, patronumuzun işimize son vermesine olan
şaşkınlığımızdan, bize yalan söyleyen çocuk bakıcısından sonra… En çok da giden
sevgilinin arkasından. Anladık bütün dünya kötü! Herkes elele vermiş saadetimizi
bozmak için altımızı oyuyor. Heyhaaaaat!
Peki bizim
bu hayattan inatla öğrenememe durumumuz ne olacak? İnsan ilişkilerini hep aynı
ezberler üzerinden yürütememenin ve aynı çukurlara düşmelere doyamamanın hesabını
kim verecek? Ben mi? O zaman iyi dinleyin bir daha anlatmam.
Karşınızdakine dokunmak için önce
eldivenlerinizi çıkarın:
Gerçekten
ilişki kurmaya çalışın. İlişki kurmak için araya koyduğunuz teknoloji bariyerlerini
mümkün olduğunca ortadan kaldırın. E-posta, kısa mesaj, fax, tele sekreter,
telefon hatta sekreter / asistan… Sizin için önemli görüşmelerinizi yüz yüze
yapmayı deneyin. Olmadı ikinizin de müsait olduğu bir zamanda telefonlaşın ve
derinleşebilmek için zamanı bolca kullanın. Çünkü teknoloji sofistike hale
gelip, hızı arttıkça yanlış anlamaları da artırır. İşte size taş gibi bir
araştırma. Amerika’da yapılan “Harris” araştırmasının sonucuna göre, farklı
iletişim araçları kullanırken yanlış anlama potansiyeli oranları aşağıdaki
gibidir:
%80
e-posta
%78
kısa mesaj
%71
mektup ya da diğer yazılı araçlar.
%53
telefon
%37 yüz
yüze
Bu
sıraya göre yapacağınız görüşmelerinizi yukarıdan aşağıya göre bir, iki basamak
atlayarak yapmanın yollarını zorlayın.
Ne aradığınızın farkında olun: Düşüncelerinizde
Somutlaşın.
Eskiden
(70’lerde) sex filmi oynatan sinemalara gideceğimiz zaman gişeye eğilir
sorardık: Film parçalı mı abi ? diye.
İlişkilerinizde somutlaşın. Arkadaşınızla, patronunuzla, sevgilinizle hiç fark
etmez, siz o görüşmeyi niye yapıyorsunuz? Bu görüşmenin sonucunda ne
bekliyorsunuz? Bunun farkında olun. Şevkat mi? Sizi gerçekten anlamasını mı?
Maaşınızın artmasını mı? Sevişmek mi? Unutmayın nereye gittiğininizi
bilmezseniz, başka yerlerden su üzerine çıkma ihtimaliniz çok yüksek. O
görüşmeyi yapmadan önce kendinize ne istediğinizi sorun ve konsantre olun.
Bunlar için gereken zamanı kendinize verin. Düşünce ishallerinizi kontrol edin.
Durun, Bakın ve Dinleyin:
Aceleyle
konulara Hürrem görmüş, Mahidevran gibi dalmayın! Karşınızdakinin hangi
sözcükleri seçtiğine, nasıl nefes aldığına, parmak hareketlerine dikkat edin.
İş nedeniyle yirmi iki yıldır el sıkıştığım insanların, el sıkışının bana
hissettirdiklerini not alırım. Kokularını fark etmeye çalışırım… Tek bir
duygunuza kulak verip, kendinizi duygu topalı yapmayın.
Hızlı
yanıtlar vermek için kendinizi kasmayın. Bu çok az insanın becerebildiği bir
özelliktir. Kim Süleyman Demirel Olmak
İster? yarışmasında değiliz. Hızlı yanıtlar genellikle yanlıştır. Puan
kaybedersiniz.
Hedefinize
ulaşmak için sabretmelisiniz. Karşındaki insanın aslında size ne demeye
çalıştığını anlayın. Asıl konuyu görmeye çalışın! Zihin felçleri geçirip, sağa
sola yalpalamayın.
Karşınızdakinin Aslında Ne
Söylediğine Odaklanın:
Ama dün öyle söylememiştin! O
gün nefret ediyorum demiştin, şimdi aslında seviyorum dedin!... Kadınlar bu bölüm özellikle
sizlere. Elinizde TIPEX her kelimeyi takip etmekten vazgeçin. İlişkiler
dinamiktir. Sıcak ve soğuk anları olabilir. Bazen
senden nefret ediyorum ve seninle evlenmek istemiyorum demek bile gel geç
bir duygunun dışa vurumu olabilir. Siz, karşınızdaki aslında neyi anlatmaya
çalışıyor, ona odaklanın. Tabi ki bu ifadeler tutarlı bir method içinde
sürdürülmüyorsa o başka… O zaman kesicen, atıcan. N’apalım?
Kestirme yollara Sapmayı Adet
Edinmeyin! :
Özellikle
ilk kez yapacağınız görüşmelerde ya da yeniden canlandırmaya çalıştığınız
ilişkilerde kendinizi fabrika ayarlarınıza geri döndürün. Önyargı yüklerinizden
kurtulmayı deneyin. Çünkü mevcut önyargılarınız sizi yine, yeniden aynı başarısızlık
çukurlarına düşürecektir: Bütün bebek
bakıcıları ihmalkardır. Tüm erkekler aldatır. Tüm patronlar üç kuruşa adam
çalıştırmanın peşindedir… Bıdı da bıdı.
Açken Alışveriş yapmayın:
Ramazanda
oruç tutanlar bilir, açken canınız, yiyeceğinizden çok daha fazlasını ister.
Başıboş, tatmin olmamış arzularınızın size hakim olmasına izin vermeyin.
Korkulu ya da savunmasız hissettiğinizde kararlar almaktan kaçının. Canımızı
yakan duygular altında gözümüzü, kulağımızı ve mantığımızı kapatmak insanlığın doğasından
kaynaklanır. Farkında olun. Sevgili, bakıcı, iş… Her ilişkiye başlamadan buna
dikkat edin. Önce sakinleşmeye çalışın sonra iletişime geçin. Alacağınız cevap
ne kadar can yakıcı olursa olsun buna göğüs germeyi öğrenin. Öğrenmenin en
önemli yöntemi temrindir. Tahamül kaslarınızı güçlendirmeyi çalışın.
Alkol
altında sevdiğiniz insanların yanlış anlaşılabileceğini, söylemek istemedikleri şeyleri söyleyebileceklerini bilin. Alkol, bilinç-altını serbest falan bırakmaz! Bu koca bir uydurmadır. Tam tersine bilinci bulandırır.
Birbirinizi anlamaya daha çok
vakit harcayın.
Restoranda,
kafede yeni sevgili oldukları her hallerinden belli olan insanlara rastlamışsınızdır.
Gürül gürül akarlar birbirlerine. Şimdi aynı çifti iki sene sonraki halleriyle
hayal edin… Ettiniz mi? Daha az konuşma, çevrenin hareketine, birbirinden daha
fazla ilgi gösterme. Yemeğin tuzuna, biberine daha çok kafayı takma… Niye? Çok
cevabı var (dır) tabii ama bence en çok cinsel hazzın ilk başta, diğer
duygulara tercih ediliyor olması. Tutku tükenince de böyle heyecansızlık
denizinde boşa kulaç atmaya başlıyor insanlar. Azıcık sıkın dişinizi, bir
birinizi anlamak için zamanı bolca kullanın… Sonra o işe bakarsınızJ
En
sevdiğiniz şarkı Tanrım kötü kullarını
sen affetsen ben affetmem. Bütün zalim olanları sen affetsen ben affetmem… Olmadan
önce yukarıda saydıklarıma göre yeni davranışlar geliştirmeyi bir deneyin! Sonra
yine konuşuruz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder