8 Temmuz 2012 Pazar

Tanrım Kötü Kullarını...




Ben çok iyi kalpliyim ya! İçimde hiç fesatlık yok ya! Karşımdakine hemen inanıyorum ya! İnsanların gerçek yüzlerini göremiyorum işte… Hep kazık yiyorum ya da kaybediyorum.

Hayal kırıklıklarını taştan çıkaran bezgin insanlar, hergün, heryerde. Hatta ince bir sancı olarak her daim bizzat içimizde/karnımızda: Bir arkadaştan yediğimizi düşündüğümüz kazıktan, patronumuzun işimize son vermesine olan şaşkınlığımızdan, bize yalan söyleyen çocuk bakıcısından sonra… En çok da giden sevgilinin arkasından. Anladık bütün dünya kötü! Herkes elele vermiş saadetimizi bozmak için altımızı oyuyor. Heyhaaaaat!

Peki bizim bu hayattan inatla öğrenememe durumumuz ne olacak? İnsan ilişkilerini hep aynı ezberler üzerinden yürütememenin ve aynı çukurlara düşmelere doyamamanın hesabını kim verecek? Ben mi? O zaman iyi dinleyin bir daha anlatmam.

Karşınızdakine dokunmak için önce eldivenlerinizi çıkarın:
Gerçekten ilişki kurmaya çalışın. İlişki kurmak için araya koyduğunuz teknoloji bariyerlerini mümkün olduğunca ortadan kaldırın. E-posta, kısa mesaj, fax, tele sekreter, telefon hatta sekreter / asistan… Sizin için önemli görüşmelerinizi yüz yüze yapmayı deneyin. Olmadı ikinizin de müsait olduğu bir zamanda telefonlaşın ve derinleşebilmek için zamanı bolca kullanın. Çünkü teknoloji sofistike hale gelip, hızı arttıkça yanlış anlamaları da artırır. İşte size taş gibi bir araştırma. Amerika’da yapılan “Harris” araştırmasının sonucuna göre, farklı iletişim araçları kullanırken yanlış anlama potansiyeli oranları aşağıdaki gibidir:
%80 e-posta
%78 kısa mesaj
%71 mektup ya da diğer yazılı araçlar.
%53 telefon
%37 yüz yüze
Bu sıraya göre yapacağınız görüşmelerinizi yukarıdan aşağıya göre bir, iki basamak atlayarak yapmanın yollarını zorlayın.

Ne aradığınızın farkında olun: Düşüncelerinizde Somutlaşın.
Eskiden (70’lerde) sex filmi oynatan sinemalara gideceğimiz zaman gişeye eğilir sorardık: Film parçalı mı abi ? diye. İlişkilerinizde somutlaşın. Arkadaşınızla, patronunuzla, sevgilinizle hiç fark etmez, siz o görüşmeyi niye yapıyorsunuz? Bu görüşmenin sonucunda ne bekliyorsunuz? Bunun farkında olun. Şevkat mi? Sizi gerçekten anlamasını mı? Maaşınızın artmasını mı? Sevişmek mi? Unutmayın nereye gittiğininizi bilmezseniz, başka yerlerden su üzerine çıkma ihtimaliniz çok yüksek. O görüşmeyi yapmadan önce kendinize ne istediğinizi sorun ve konsantre olun. Bunlar için gereken zamanı kendinize verin. Düşünce ishallerinizi kontrol edin.

Durun, Bakın ve Dinleyin:
Aceleyle konulara Hürrem görmüş, Mahidevran gibi dalmayın! Karşınızdakinin hangi sözcükleri seçtiğine, nasıl nefes aldığına, parmak hareketlerine dikkat edin. İş nedeniyle yirmi iki yıldır el sıkıştığım insanların, el sıkışının bana hissettirdiklerini not alırım. Kokularını fark etmeye çalışırım… Tek bir duygunuza kulak verip, kendinizi duygu topalı yapmayın.
Hızlı yanıtlar vermek için kendinizi kasmayın. Bu çok az insanın becerebildiği bir özelliktir. Kim Süleyman Demirel Olmak İster? yarışmasında değiliz. Hızlı yanıtlar genellikle yanlıştır. Puan kaybedersiniz.
Hedefinize ulaşmak için sabretmelisiniz. Karşındaki insanın aslında size ne demeye çalıştığını anlayın. Asıl konuyu görmeye çalışın! Zihin felçleri geçirip, sağa sola yalpalamayın.

Karşınızdakinin Aslında Ne Söylediğine Odaklanın:
Ama dün öyle söylememiştin! O gün nefret ediyorum demiştin, şimdi aslında seviyorum dedin!... Kadınlar bu bölüm özellikle sizlere. Elinizde TIPEX her kelimeyi takip etmekten vazgeçin. İlişkiler dinamiktir. Sıcak ve soğuk anları olabilir. Bazen senden nefret ediyorum ve seninle evlenmek istemiyorum demek bile gel geç bir duygunun dışa vurumu olabilir. Siz, karşınızdaki aslında neyi anlatmaya çalışıyor, ona odaklanın. Tabi ki bu ifadeler tutarlı bir method içinde sürdürülmüyorsa o başka… O zaman kesicen, atıcan. N’apalım?

Kestirme yollara Sapmayı Adet Edinmeyin! :
Özellikle ilk kez yapacağınız görüşmelerde ya da yeniden canlandırmaya çalıştığınız ilişkilerde kendinizi fabrika ayarlarınıza geri döndürün. Önyargı yüklerinizden kurtulmayı deneyin. Çünkü mevcut önyargılarınız sizi yine, yeniden aynı başarısızlık çukurlarına düşürecektir: Bütün bebek bakıcıları ihmalkardır. Tüm erkekler aldatır. Tüm patronlar üç kuruşa adam çalıştırmanın peşindedir… Bıdı da bıdı.

Açken Alışveriş yapmayın:
Ramazanda oruç tutanlar bilir, açken canınız, yiyeceğinizden çok daha fazlasını ister. Başıboş, tatmin olmamış arzularınızın size hakim olmasına izin vermeyin. Korkulu ya da savunmasız hissettiğinizde kararlar almaktan kaçının. Canımızı yakan duygular altında gözümüzü, kulağımızı ve mantığımızı kapatmak insanlığın doğasından kaynaklanır. Farkında olun. Sevgili, bakıcı, iş… Her ilişkiye başlamadan buna dikkat edin. Önce sakinleşmeye çalışın sonra iletişime geçin. Alacağınız cevap ne kadar can yakıcı olursa olsun buna göğüs germeyi öğrenin. Öğrenmenin en önemli yöntemi temrindir. Tahamül kaslarınızı güçlendirmeyi çalışın.
Alkol altında sevdiğiniz insanların yanlış anlaşılabileceğini, söylemek istemedikleri şeyleri söyleyebileceklerini bilin. Alkol, bilinç-altını serbest falan bırakmaz! Bu koca bir uydurmadır. Tam tersine bilinci bulandırır.

Birbirinizi anlamaya daha çok vakit harcayın.
Restoranda, kafede yeni sevgili oldukları her hallerinden belli olan insanlara rastlamışsınızdır. Gürül gürül akarlar birbirlerine. Şimdi aynı çifti iki sene sonraki halleriyle hayal edin… Ettiniz mi? Daha az konuşma, çevrenin hareketine, birbirinden daha fazla ilgi gösterme. Yemeğin tuzuna, biberine daha çok kafayı takma… Niye? Çok cevabı var (dır) tabii ama bence en çok cinsel hazzın ilk başta, diğer duygulara tercih ediliyor olması. Tutku tükenince de böyle heyecansızlık denizinde boşa kulaç atmaya başlıyor insanlar. Azıcık sıkın dişinizi, bir birinizi anlamak için zamanı bolca kullanın… Sonra o işe bakarsınızJ

En sevdiğiniz şarkı Tanrım kötü kullarını sen affetsen ben affetmem. Bütün zalim olanları sen affetsen ben affetmem… Olmadan önce yukarıda saydıklarıma göre yeni davranışlar geliştirmeyi bir deneyin! Sonra yine konuşuruz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder