Albergo’da koli alıkabilirdik ama
son zamanlarda paporonlar but madilikteler manticim. Alıktığımız beldeye yarıcı
giriyor bu godoş kür lakiler. Lubunuzya! Illa balifos naşlatana kadar
kolileyecekler mincoyu. E ona belde alık bunun similyayı naşlat nereye kadar!
Lup mincosu, has cıvır happutkasına benzer mi?
Tarlabaşında
bir orospuyu severim. Kafamı yeteri kadar uyuşturamadığım, kalbimden geçenleri
yumuşatamadığım gecelerimde ona; pembe, kırmızı ışık saçan, otriş
yumuşaklığındaki evine giderim. Arzu Tramvayı oyununun dekoru gibi; rengarenk
plastik çiçeklerle, altın yaldızlı afrodit heykelcikleriyle döşenmiş bu eve ne
zaman gelsem kalbimin en derinlerinden başlayarak huzurla dolarım. Onun
Tahtakale toplaması hayatında, içine doğduğum Nişantaşı Cabernet Sauvignon
Severler Dükalığı ile Cihangir Kadri Bilinmemişler Köyü’nün çok dışında, sahici
birşeyler bulurum. Her daim yeni pişmiş musakka gibi kokan eski apartmanın
merdivenlerini telaşla çıkar, ona kavuşmanın heyecanını yaşarım. Kayısı
pürüzsüzlüğündeki teninde ışık gibi beliren kocaman gülüşüyle karşılar, uzun
kollarıyla sıkı sıkı sarar beni. Kulağıma tatlı tatlı şarkılar söyler. Erkek,
erkek kuvvetli elleriyle başımı okşar… Soğuk gecelerde daha bir sertleşen
kocaman memelerini göğsüme bastırırken heyecandan nefesim kesilir. Rakı ve
tütün kokan dilini boynumda, göbeğimde, kasıklarımda hissettiğimde ürperirim.
İçim hafifler. Boşalırım. Tüm gece birlikte hayatın tüm gamlarına karşı tek
vücut olur, yarın hiç yokmuş gibi cennetin yanı başındaki ırmaklarda öylece akarız.
Tarlabaşı’nda ve Harbiye’de koca memeleri yüzünden ona Sibel Can Selen derler.
O tanıdığım en tatlı insanlardan birisidir.
Manti façası var sende nakka trika
yani! Sipaliyi alıktır bakiim; koli, supet şebzü… Sen labuş alıkıyo musun?
Labuş nakka. Çangalara dikel ne kadar da but! Similya maydonoz da marliyn…
Gerim piizli alıktığım zamirimi taligada sipsilenirken çorlattım. Elvan
taligatör kür çıktı.
Selen,
kendi hikayesi hariç her konuda çok konuşur. Yatakta sevişirken, beraber olduğu
diğer erkekleri anlatır, beni daha da azdırmak için. Yemek yerken, son yıllarda
daha da tutucu hale gelen ceberrut polislerden dert yanar. Banyoda sırtımı
sabunlarken, tanıdığı diğer orospuları anlatır uzun uzun. Taklitlerini yapar.
Asker Kolileyen Mehtap, Arda Bacak Asuman, Misk-i Amber Seda… Birlikte çok
güleriz. O bir olayı tüm detaylarıyla anlatırken, dışarıdaki hayatın tüm
şişmanlıklarından kurtarır beni. Yanında yerçekimi kaybolur, hafiflerim.
Hayatımın bir tek orası olduğunu, o andan ibaret yaşandığını düşünürüm. Bazı
geceler, Tarlabaşı’nın ara sokaklarına uzanan taşkın hengamesinden uyanır,
karanlıkta onu seyrederim; temizlemeyi sürekli unuttuğu fondöten topakları
arasından belli belirsiz görünen üç, beş saatlik sakalını, pürüzsüz dar
kalçalarını, köşeli yüzünü daha da sertleştiren dövmeden yapılmış ince
kaşlarını, vücuduna henüz yabancılık çeken silikon memelerini, kalın plasterle
bacak arasına dikkatlice yapıştırılıp, gizlenmiş ve varlığından, hareketinden
hep yüzünün kızardığı sikini seyrederim… Onun hikayesini düşünürüm. Selen bana
kendi geçmişiyle ilgili hiç bir şey anlatmadı. Ne zaman sorular sormaya
kalksam, dalgasını geçer benimle; hemen daha da abartılı, bambaşka bir makyaj
yapar. Daha başka bir tonda konuşur. Şarkılar söyler. O zamanlarda Sibel Can
gider, daha fazla Ajda Pekkan gelir;
Bir garip yolcuyum, hayat yolunda
Yolumu kaybetmiş perişanım ben
Mecnun misali gurbet ellerde
Ümitsiz sevginin kurbanıyım ben
Mecnun misali gurbet ellerde
Ümitsiz sevginin kurbanıyım ben
Yalan dünya herşey bomboş hancı
sarhoş
Yolcu sarhoş.
Tek başına
uyumak için çok soğuk bu gece yine Selen’deyim. Sofra çoktan hazır. Balık,
salata, turşu ve rakı; bu gece için ödeyebileceğimi önceden söylediğim üçyüz
liranın karşılığında çok bonkör bir ikram diye düşünüyorum. Ama Selen zaten bu
gece bir başka halde. Kıpkırmızı boyadığı tırnakları, diplerinden kesilmiş.
Dalgalı saçları görmeye hiç alışık olmadığım gibi arkadan siyah bir saç lastiği
ile sıkı sıkıya bağlanmış. Makyaj bile yapmamış.“Ne bu halin?” diye soramayacağım kadar başka başka bakıyor
gözlerime. Mesafeli. Uzun uzun nereye olduğunu kestiremediğim yerlere dalıp
gidiyor. Fazla konuşmuyor. Tek buzlu rakısını bir başka içli yudumluyor.
Selen bu
gece dramını taştan çıkartıyor.
Onunlayken,
hiç de alışık olmadığım sakinlikte yenen yemeğin ardından, masayı toplamasına,
bulaşığa yıkamasına yardım ediyorum. Onun daha once hiç tanık olmadığım bu
suskunluğundan hafiften irkiliyorum. Her hareketinde beni her daim pamuklara
saran, yalnızlık yaralarıma merhem olan şevkatli orospumu aranıyorum. Ama o
benimle değil sanki. Gecem bir başka yere doğru gidiyor. Hissediyorum. Bulaşık
sonrası yapılan son temizlikten sonra masadan geriye kalan turşu tabağını
buzdolabına koyuyor. Önce buzluktan çıkardığı buzları, sonra da rakıyı ve suyu
bardaklarımıza dolduruyor. Arkamızdan mutfağın ışığını kapatıp, yatak odasına
doğru hareket ediyoruz. Önde Selen, arkada mahçup bir çocuk gibi onu izleyen
ben. Yatağının yanı başındaki kırmızı tül örtülü gece lambasına uzanıyorum.
Eliyle bana engel oluyor. Hiç bir ses, hiç bir ışık istemediğini anlıyorum.
Öylece yan yana, yatağın kenarında uzunca bir süre oturuyoruz. Bir zaman sonra
Selen derin bir iç çekip, “öbür gün
hastaneye yatıyorum.” diyor yavaşca.
“Çarşamba günü de ameliyat olacağım…
Nihayet ameliyat izinlerimi tamamlayabildim. Heyet kararı çıktı” diye devam
ediyor. Hiç beklemediğim bir anda
girilen bu cümle karşısındaki şaşkınlığımı üzerimden atmaya çalışarak, rakımı
yatağın yanına, yere koyup, yavaşça onun elini tutuyorum. Buz gibi.
Rahatlamaya, rahatlatılmaya ihtiyacı var diye düşünüp, “Uzundur bunu beklemiyor muydun zaten. Tebrik ederim” diye lafa
giriyorum. “Korkma, herşey daha iyi
olacak” diye birşeyler geveliyorum. Yanındaki sehpanın çekmecesini açıp,
bir resim çıkarıyor. Tarihini tam kestiremediğim eskilikte bir resim uzatıyor
gözlerime bakmadan. Resimde onbeş, onaltı yaşlarında iki erkek, önlerinde bira
şişeleri bir masada oturuyor. Çok yakın oldukları birbirlerinin omuzlarına
attıkları kollarından çok belli. El örgüsü, burgu desenli kazaklarının içine
giydikleri gömleklerin yakaları özensizce dışarı çıkmış. İkisi de sonuza kadar
kankayız pozu vermiş. Parlak gözleri, gergin tenleri ve bembeyaz dişleriyle
gülümsüyorlar.
Selen bir
süre yine hiç konuşmadan öğlece oturdu. Paketinden çıkardığı sigarasını yakıp,
derin bir nefes çekti. Sonra da rakısından bir yudum aldı ve usulca konuşmaya
başladı:
Resim Diyarbakır’da çekildi. Ben
Diyarbakır’lıyım. Bu sağdaki parlak suratlı, salak salak bakan şey benim.
Yanımdaki keçe gibi saçları olan da Ahmet… İlk aşkım. İlk birlikte olduğum
erkeğim. Bu resimi çektirdiğimiz gece birlikte olduk ilk kez biliyor musun? Ben
orta mektep son sınıfta okuyordum o resmi çektirdiğimizde, o da çarşı içinde
bir ayakkabı ustasının yanında çalışıyordu. Aslen mahalleden arkadaşımdı.
Uzaktan da akrabalık gibi birşey var aramızda. Dıdımın dıdısı yani. İlişkimiz
tam 3 sene sürdü. Onun yanındayken başka hiç kimseyi gözüm görmüyordu. Bu rüya
sonsuza kadar sürsün diye sabahlara kadar dualar ediyordum. Yatır yatır gezip,
mumlar yakıyordum. Ben ona çok aşık oldum…
Suskun
geçen akşamın ardından Selen’in hiç ara vermeden konuşmaya başlaması, daha once
imasına bile dayanamadığı gerçek hikayesini bardaktan boşanırcasına anlatmaya
başlaması beni şoke etmişti. O zamana kadar neredeyse sadece Lubunca dilinde
konuştuğunu duymuştum. Kendini Türkçe’de bu kadar güzel ifade edebileceğini
düşünmemiştim bile. Tırnakları kökünden kesilmiş, Ajda makyajı tamamen
silinmiş, saçları özensiz şekilde arkadan bağlanmış, üzerinde kirli bir pijama
ve Türkçe kurulan cümleler… Selen kesinlikle anlaşılmak istiyordu. Bu gece
bizim ilişkimizin derinliği için de bir milatdı. İçim öylesine şevkatle doldu
ki kolumu hafifçe omuzuna attım. Sonra
usulca “Devam et” dediğimi hatırlıyorum.
Hastaneye gitmeden, ameliyat olmadan once bunları anlatması, kusup rahatlaması
gerekiyordu. Bu çok belliydi.
Ahmet bir kez olsun similyama
dokunmadı biliyor musun? Bakmadı bile godoş… Sevişirken ellerimle örttüm. Hep
gizledim. Kestirelim. Sen kadın ol. Evlenelim… Hep bunları söylüyordu. Tahammül
edemiyormuş! Midesi bulanıyormuş. Zamanla ben de nefret eder oldum ondan.
Ahmet’ten mi nefret eder oldun?
Hayır similyamdan. Yani sikimden!
Aşkımla aramızda tek engelin o olduğunu düşünüyordum. O benim kocamdı. Erkek
olan o idi. İstemez tabii diye düşündüm. Mutluluğumuz için ondan kurtulmam
gerek diye düşündüm. Ahmet’e aşıktım. Ben bir erkeğe aşık olabiliyorsam bu
beden yanlıştı. Bu similya yanlıştı! Onun olmak, onun kadını olmak istiyordum.
Ben onun için kadın olmak istiyordum.
Selen, hiç
beklemediğim bir anda böğürerek ağlamaya başladı. Elindeki kadehi öfkeyle karşı
duvara fırlattı. Küfürler ediyor, kafasını, göğsünü yumrukluyordu. Ellerini
tutup ona sarılmaya çalışıyordum. Bir taraftan da “Şşşşşş! Tamam. Sakin ol” diye onu zapt etmek için elimden geleni
yapıyordum. Kollarımda kalakaldı bir anda. Biraz bekledi ve sonra konuşmasına
devam etti.
İstanbul’a kaçtık birlikte. Daha
once İstanbul’a çalışmaya gelen arkadaşlarımızın yanında kaldık. Para kazanacak
ve benim ameliyatımı yaptıracaktık. Evlenecektik. Hiç kimse anlamayacaktı bile
geçmişimizi… Ben Taksim’e ilk o zaman çıktım. İlk o zaman para karşılığında
fuhuş yapmaya başladım. Bir sene boyunca ben çalıştım o godoş evde oturdu. Bira
içti. Beni tekmeledi. Küfürler etti… Sonra da bir gece eve geldiğimde gitmişti.
Yoktu. Siktir olup kaçmıştı!
Nereye gitmiş?
Bir sene hiç haber aladım. Sonra
öğrendim ki İzmir’de evlenmiş godoş. Bir daha da hiç görmedim.
Gidip bulmadın mı onu İzmir’de?
Sormadın mı hesabını? İzmir dediğin yer a ha şurası! Ne çabuk vazgeçtin Selen?
O benden vazgeçti… Ne faydası var
ki? Has gacı happutkasını bulunca ne yapsın saplı tavayı!
Bir süre
hiç konuşmadan öylece oturduk. Ikimizde sakinleşmeye çalıştık… “Peki hala neden istiyorsun bu ameliyatı” diye
sordum yavaşca.
Ben bu değilim. Erkek bedeni sadece
acı ve hayal kırıklığı getirdi bana. Bu bedenden kurtulmak istiyorum
artık. Böyle yaşamak istemiyorum.
Allahın bana vermediğini ben kendim satın alıcam. Kadın olmak istiyorum. Hem şu
an kazandığımın daha fazlasını kazanacağım. Ameliyatlı kızların durumu ortada.
Hepsi BMW ile geziyor… Bu tek başına benim hayalim oldu artık.
Yatağa
uzandı Selen. Arkasını dönüp, rahim pozisyonuna geçti. Uyumak istediği çok
belliydi.
Sabaha
kadar hiç uyku tutmadı beni. Tüm gece onu seyrettim. Yaşadıklarını anlamaya
çalıştım. Saçlarını okşadım. Sarıldım. Ne zaman uykuya daldığımı
hatırlamıyorum. Sabah yine neşeli Selen’in sesiyle uyandım. Ajda makyajını en
ağırından ne zaman yaptı diye geçti içimden… Gülümsedim. Selen konuşuyordu
yine:
Laçocum nakka kukurik artık. But bir
habbe alıkalım sonra kolikamı tazeler naşlarız…Bugün but beldeli kolim var.
Balamoz kaşar laçom. Daha maydonozcuda şanel şinyon alıktırıcam gerim. Sen
ocaktaki habbeye dikel! Pişar naşlatıp hemen geliyorum… Ezine de alıkmam lazım.
Ay gacı olmak but zor!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder