11 Temmuz 2012 Çarşamba

Lup mincosu, gacı happutkasına benzer mi?


Albergo’da koli alıkabilirdik ama son zamanlarda paporonlar but madilikteler manticim. Alıktığımız beldeye yarıcı giriyor bu godoş kür lakiler. Lubunuzya! Illa balifos naşlatana kadar kolileyecekler mincoyu. E ona belde alık bunun similyayı naşlat nereye kadar! Lup mincosu, has cıvır happutkasına benzer mi?

Tarlabaşında bir orospuyu severim. Kafamı yeteri kadar uyuşturamadığım, kalbimden geçenleri yumuşatamadığım gecelerimde ona; pembe, kırmızı ışık saçan, otriş yumuşaklığındaki evine giderim. Arzu Tramvayı oyununun dekoru gibi; rengarenk plastik çiçeklerle, altın yaldızlı afrodit heykelcikleriyle döşenmiş bu eve ne zaman gelsem kalbimin en derinlerinden başlayarak huzurla dolarım. Onun Tahtakale toplaması hayatında, içine doğduğum Nişantaşı Cabernet Sauvignon Severler Dükalığı ile Cihangir Kadri Bilinmemişler Köyü’nün çok dışında, sahici birşeyler bulurum. Her daim yeni pişmiş musakka gibi kokan eski apartmanın merdivenlerini telaşla çıkar, ona kavuşmanın heyecanını yaşarım. Kayısı pürüzsüzlüğündeki teninde ışık gibi beliren kocaman gülüşüyle karşılar, uzun kollarıyla sıkı sıkı sarar beni. Kulağıma tatlı tatlı şarkılar söyler. Erkek, erkek kuvvetli elleriyle başımı okşar… Soğuk gecelerde daha bir sertleşen kocaman memelerini göğsüme bastırırken heyecandan nefesim kesilir. Rakı ve tütün kokan dilini boynumda, göbeğimde, kasıklarımda hissettiğimde ürperirim. İçim hafifler. Boşalırım. Tüm gece birlikte hayatın tüm gamlarına karşı tek vücut olur, yarın hiç yokmuş gibi cennetin yanı başındaki ırmaklarda öylece akarız. Tarlabaşı’nda ve Harbiye’de koca memeleri yüzünden ona Sibel Can Selen derler. O tanıdığım en tatlı insanlardan birisidir.

Manti façası var sende nakka trika yani! Sipaliyi alıktır bakiim; koli, supet şebzü… Sen labuş alıkıyo musun? Labuş nakka. Çangalara dikel ne kadar da but! Similya maydonoz da marliyn… Gerim piizli alıktığım zamirimi taligada sipsilenirken çorlattım. Elvan taligatör kür çıktı.

Selen, kendi hikayesi hariç her konuda çok konuşur. Yatakta sevişirken, beraber olduğu diğer erkekleri anlatır, beni daha da azdırmak için. Yemek yerken, son yıllarda daha da tutucu hale gelen ceberrut polislerden dert yanar. Banyoda sırtımı sabunlarken, tanıdığı diğer orospuları anlatır uzun uzun. Taklitlerini yapar. Asker Kolileyen Mehtap, Arda Bacak Asuman, Misk-i Amber Seda… Birlikte çok güleriz. O bir olayı tüm detaylarıyla anlatırken, dışarıdaki hayatın tüm şişmanlıklarından kurtarır beni. Yanında yerçekimi kaybolur, hafiflerim. Hayatımın bir tek orası olduğunu, o andan ibaret yaşandığını düşünürüm. Bazı geceler, Tarlabaşı’nın ara sokaklarına uzanan taşkın hengamesinden uyanır, karanlıkta onu seyrederim; temizlemeyi sürekli unuttuğu fondöten topakları arasından belli belirsiz görünen üç, beş saatlik sakalını, pürüzsüz dar kalçalarını, köşeli yüzünü daha da sertleştiren dövmeden yapılmış ince kaşlarını, vücuduna henüz yabancılık çeken silikon memelerini, kalın plasterle bacak arasına dikkatlice yapıştırılıp, gizlenmiş ve varlığından, hareketinden hep yüzünün kızardığı sikini seyrederim… Onun hikayesini düşünürüm. Selen bana kendi geçmişiyle ilgili hiç bir şey anlatmadı. Ne zaman sorular sormaya kalksam, dalgasını geçer benimle; hemen daha da abartılı, bambaşka bir makyaj yapar. Daha başka bir tonda konuşur. Şarkılar söyler. O zamanlarda Sibel Can gider, daha fazla Ajda Pekkan gelir;

Bir garip yolcuyum, hayat yolunda
Yolumu kaybetmiş perişanım ben
Mecnun misali gurbet ellerde
Ümitsiz sevginin kurbanıyım ben

Mecnun misali gurbet ellerde
Ümitsiz sevginin kurbanıyım ben
Yalan dünya herşey bomboş hancı sarhoş
Yolcu sarhoş.

Tek başına uyumak için çok soğuk bu gece yine Selen’deyim. Sofra çoktan hazır. Balık, salata, turşu ve rakı; bu gece için ödeyebileceğimi önceden söylediğim üçyüz liranın karşılığında çok bonkör bir ikram diye düşünüyorum. Ama Selen zaten bu gece bir başka halde. Kıpkırmızı boyadığı tırnakları, diplerinden kesilmiş. Dalgalı saçları görmeye hiç alışık olmadığım gibi arkadan siyah bir saç lastiği ile sıkı sıkıya bağlanmış. Makyaj bile yapmamış.“Ne bu halin?” diye soramayacağım kadar başka başka bakıyor gözlerime. Mesafeli. Uzun uzun nereye olduğunu kestiremediğim yerlere dalıp gidiyor. Fazla konuşmuyor. Tek buzlu rakısını bir başka içli yudumluyor.

Selen bu gece dramını taştan çıkartıyor.

Onunlayken, hiç de alışık olmadığım sakinlikte yenen yemeğin ardından, masayı toplamasına, bulaşığa yıkamasına yardım ediyorum. Onun daha once hiç tanık olmadığım bu suskunluğundan hafiften irkiliyorum. Her hareketinde beni her daim pamuklara saran, yalnızlık yaralarıma merhem olan şevkatli orospumu aranıyorum. Ama o benimle değil sanki. Gecem bir başka yere doğru gidiyor. Hissediyorum. Bulaşık sonrası yapılan son temizlikten sonra masadan geriye kalan turşu tabağını buzdolabına koyuyor. Önce buzluktan çıkardığı buzları, sonra da rakıyı ve suyu bardaklarımıza dolduruyor. Arkamızdan mutfağın ışığını kapatıp, yatak odasına doğru hareket ediyoruz. Önde Selen, arkada mahçup bir çocuk gibi onu izleyen ben. Yatağının yanı başındaki kırmızı tül örtülü gece lambasına uzanıyorum. Eliyle bana engel oluyor. Hiç bir ses, hiç bir ışık istemediğini anlıyorum. Öylece yan yana, yatağın kenarında uzunca bir süre oturuyoruz. Bir zaman sonra Selen derin bir iç çekip, “öbür gün hastaneye yatıyorum.” diyor  yavaşca. “Çarşamba günü de ameliyat olacağım… Nihayet ameliyat izinlerimi tamamlayabildim. Heyet kararı çıktı” diye devam ediyor. Hiç beklemediğim bir anda girilen bu cümle karşısındaki şaşkınlığımı üzerimden atmaya çalışarak, rakımı yatağın yanına, yere koyup, yavaşça onun elini tutuyorum. Buz gibi. Rahatlamaya, rahatlatılmaya ihtiyacı var diye düşünüp, “Uzundur bunu beklemiyor muydun zaten. Tebrik ederim” diye lafa giriyorum. “Korkma, herşey daha iyi olacak” diye birşeyler geveliyorum. Yanındaki sehpanın çekmecesini açıp, bir resim çıkarıyor. Tarihini tam kestiremediğim eskilikte bir resim uzatıyor gözlerime bakmadan. Resimde onbeş, onaltı yaşlarında iki erkek, önlerinde bira şişeleri bir masada oturuyor. Çok yakın oldukları birbirlerinin omuzlarına attıkları kollarından çok belli. El örgüsü, burgu desenli kazaklarının içine giydikleri gömleklerin yakaları özensizce dışarı çıkmış. İkisi de sonuza kadar kankayız pozu vermiş. Parlak gözleri, gergin tenleri ve bembeyaz dişleriyle gülümsüyorlar.

Selen bir süre yine hiç konuşmadan öğlece oturdu. Paketinden çıkardığı sigarasını yakıp, derin bir nefes çekti. Sonra da rakısından bir yudum aldı ve usulca konuşmaya başladı:

Resim Diyarbakır’da çekildi. Ben Diyarbakır’lıyım. Bu sağdaki parlak suratlı, salak salak bakan şey benim. Yanımdaki keçe gibi saçları olan da Ahmet… İlk aşkım. İlk birlikte olduğum erkeğim. Bu resimi çektirdiğimiz gece birlikte olduk ilk kez biliyor musun? Ben orta mektep son sınıfta okuyordum o resmi çektirdiğimizde, o da çarşı içinde bir ayakkabı ustasının yanında çalışıyordu. Aslen mahalleden arkadaşımdı. Uzaktan da akrabalık gibi birşey var aramızda. Dıdımın dıdısı yani. İlişkimiz tam 3 sene sürdü. Onun yanındayken başka hiç kimseyi gözüm görmüyordu. Bu rüya sonsuza kadar sürsün diye sabahlara kadar dualar ediyordum. Yatır yatır gezip, mumlar yakıyordum. Ben ona çok aşık oldum…

Suskun geçen akşamın ardından Selen’in hiç ara vermeden konuşmaya başlaması, daha once imasına bile dayanamadığı gerçek hikayesini bardaktan boşanırcasına anlatmaya başlaması beni şoke etmişti. O zamana kadar neredeyse sadece Lubunca dilinde konuştuğunu duymuştum. Kendini Türkçe’de bu kadar güzel ifade edebileceğini düşünmemiştim bile. Tırnakları kökünden kesilmiş, Ajda makyajı tamamen silinmiş, saçları özensiz şekilde arkadan bağlanmış, üzerinde kirli bir pijama ve Türkçe kurulan cümleler… Selen kesinlikle anlaşılmak istiyordu. Bu gece bizim ilişkimizin derinliği için de bir milatdı. İçim öylesine şevkatle doldu ki kolumu hafifçe omuzuna attım.  Sonra usulca “Devam et” dediğimi hatırlıyorum. Hastaneye gitmeden, ameliyat olmadan once bunları anlatması, kusup rahatlaması gerekiyordu. Bu çok belliydi.

Ahmet bir kez olsun similyama dokunmadı biliyor musun? Bakmadı bile godoş… Sevişirken ellerimle örttüm. Hep gizledim. Kestirelim. Sen kadın ol. Evlenelim… Hep bunları söylüyordu. Tahammül edemiyormuş! Midesi bulanıyormuş. Zamanla ben de nefret eder oldum ondan.

Ahmet’ten mi nefret eder oldun?

Hayır similyamdan. Yani sikimden! Aşkımla aramızda tek engelin o olduğunu düşünüyordum. O benim kocamdı. Erkek olan o idi. İstemez tabii diye düşündüm. Mutluluğumuz için ondan kurtulmam gerek diye düşündüm. Ahmet’e aşıktım. Ben bir erkeğe aşık olabiliyorsam bu beden yanlıştı. Bu similya yanlıştı! Onun olmak, onun kadını olmak istiyordum. Ben onun için kadın olmak istiyordum.

Selen, hiç beklemediğim bir anda böğürerek ağlamaya başladı. Elindeki kadehi öfkeyle karşı duvara fırlattı. Küfürler ediyor, kafasını, göğsünü yumrukluyordu. Ellerini tutup ona sarılmaya çalışıyordum. Bir taraftan da “Şşşşşş! Tamam. Sakin ol” diye onu zapt etmek için elimden geleni yapıyordum. Kollarımda kalakaldı bir anda. Biraz bekledi ve sonra konuşmasına devam etti.

İstanbul’a kaçtık birlikte. Daha once İstanbul’a çalışmaya gelen arkadaşlarımızın yanında kaldık. Para kazanacak ve benim ameliyatımı yaptıracaktık. Evlenecektik. Hiç kimse anlamayacaktı bile geçmişimizi… Ben Taksim’e ilk o zaman çıktım. İlk o zaman para karşılığında fuhuş yapmaya başladım. Bir sene boyunca ben çalıştım o godoş evde oturdu. Bira içti. Beni tekmeledi. Küfürler etti… Sonra da bir gece eve geldiğimde gitmişti. Yoktu. Siktir olup kaçmıştı!

Nereye gitmiş?

Bir sene hiç haber aladım. Sonra öğrendim ki İzmir’de evlenmiş godoş. Bir daha da hiç görmedim.

Gidip bulmadın mı onu İzmir’de? Sormadın mı hesabını? İzmir dediğin yer a ha şurası! Ne çabuk vazgeçtin Selen?

O benden vazgeçti… Ne faydası var ki? Has gacı happutkasını bulunca ne yapsın saplı tavayı!

Bir süre hiç konuşmadan öylece oturduk. Ikimizde sakinleşmeye çalıştık… “Peki hala neden istiyorsun bu ameliyatı” diye sordum yavaşca.

Ben bu değilim. Erkek bedeni sadece acı ve hayal kırıklığı getirdi bana. Bu bedenden kurtulmak istiyorum artık.  Böyle yaşamak istemiyorum. Allahın bana vermediğini ben kendim satın alıcam. Kadın olmak istiyorum. Hem şu an kazandığımın daha fazlasını kazanacağım. Ameliyatlı kızların durumu ortada. Hepsi BMW ile geziyor… Bu tek başına benim hayalim oldu artık.

Yatağa uzandı Selen. Arkasını dönüp, rahim pozisyonuna geçti. Uyumak istediği çok belliydi.

Sabaha kadar hiç uyku tutmadı beni. Tüm gece onu seyrettim. Yaşadıklarını anlamaya çalıştım. Saçlarını okşadım. Sarıldım. Ne zaman uykuya daldığımı hatırlamıyorum. Sabah yine neşeli Selen’in sesiyle uyandım. Ajda makyajını en ağırından ne zaman yaptı diye geçti içimden… Gülümsedim. Selen konuşuyordu yine:

Laçocum nakka kukurik artık. But bir habbe alıkalım sonra kolikamı tazeler naşlarız…Bugün but beldeli kolim var. Balamoz kaşar laçom. Daha maydonozcuda şanel şinyon alıktırıcam gerim. Sen ocaktaki habbeye dikel! Pişar naşlatıp hemen geliyorum… Ezine de alıkmam lazım. Ay gacı olmak but zor!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder